|
|
Sivrisinek
Bir futbol yazısı
Beni kişisel olarak tanıyan okurlarımın, yazının başlığını görünce biraz şaşırdığını görür gibi oluyorum. Gerçekten de, futbola karşı olan hislerimi, bir Eskimo'nun buzdolabı hakkında hissettiklerine benzetebilirim: gereksiz, dünya üzerinden tamamen yok olsa eksikliğini hissetmem. Dahası, Franco'nun meşhur “3f”si içinde yer aldığı için, ayrı bir “uzak durma” duygusu ile yaklaşırım… Futbol'a neden diğer sporlardan ayrı muamele yapıldığını, 90 dakikalık bir maçın neden günlerce konuşulduğunu anlamam. İlgisizliğime tek istisna; Avrupa Şampiyonası veya Dünya Kupası gibi seyrek düzenlenen ve pek çok ülke takımının katıldığı turnuvalardır. Bu maçları seyretmek keyif ve heyecan verir. Aynı zamanda, sosyolojik ve psikolojik gözlemler yapmak için bulunmaz fırsat olarak görürüm bu turnuvaları. Sporcuların, teknik adamların, izleyicilerin, yorumcuların davranışlarına, konuşmalarına ve yazılarına “futbol gözlüğü” ile değil de, biraz “uzaktan” bakarım.
Haziran ayı içinde yapılan 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası da pek çok ilginç gözlem ile doluydu. Şimdi bir insan kaynakları profesyoneli bakış açısı ile bunları üç ana başlıkta değerlendirmek istiyorum:
Futbolcular : Bu nasıl bir hırs, bu nasıl bir motivasyon anlayamadım. Maçın son dakikasında yenik durumdayken bile canını dişine takarak gol peşinde koşan, “buraya kadarmış” dediğimiz anda maçın kaderini değiştirebilen bir “enerji kütlesi” vardı sahada… Böyle yüksek motivasyonlu, dayanıklı ve hırslı çalışanlar her şirkete lazım, ancak bir –bilinçli bir tercih değil ise- tempoları ilk başlarda düşük olduğu için ve işlerini son dakikaya bıraktıkları için biraz takip etmek ve belki de uyarmak gerekirdi. Yine de; mükemmel bir takım çalışması sergilediler, üstün bir motivasyonla ve azimle oynadılar. Tüm milliyetçi duygularımı bir kenara bırakarak, on üzerinden on veriyorum…
Fatih Terim : Agresif, kavgacı ve egosu yüksek. Tek adam olarak hareket ediyor, uzlaşmaya yanaşmıyor. “Ben ders almam, ders veririm” diyebilecek kadar özgüveni yüksek, aynı zamanda gelişime kapalı. Modern zamanların lider-yönetici tipine hiç benzemiyor. Bir takımı çalıştırıyor ama, iş yaşamındaki “takım çalışması” kavramına çok uzak. Fatih Terim profilindeki yöneticiler, kriz zamanlarının yöneticileridir. Zaten Terim de her maça bir kriz olarak yaklaşıyor ve yönetiyor. Başarısının temellerinden bir tanesi de bence bu… Eğer şirketim batıyorsa, Fatih Terim'i hemen işe alırım. Yoksa hiç şansı yok…
Taraftarlar, izleyiciler : Bence bu şampiyonada sınıfta kalanlar seyirciler ve taraftarlar oldu. Her ne kadar Almanya maçı öncesinde ve sonrasında dostluk, kardeşlik hatta ırkçılık karşıtı sözler söylendi, davranışlar sergilendi ise de, kutlama yapan magandalar yine kendilerini gösterdiler. Bence bu işin doruk noktası da televizyonda yayınlanan bir haberde, Almanya'da yaşayan orta yaşlı bir Türk'ün söylediği sözlerdi: “Maçın sonunda sokaklarda bayraklarımızla dolaşacağız, bir de silah sıkabilsek… Ama burada (Almanya) izin vermiyorlar.”
Coşku ve mutluluğunu silah atarak ifade etmeyi çok doğal olarak görenler, çocuklar da dahil olmak üzere yine masum insanları yaraladılar ve öldürdüler. Bunun adına da “kutlama” dediler. Onlara, oğlumun bir sözü ile yanıt veriyorum: Çarpı! Bu tür insanlar bırakın şirketimden içeriye adım atmayı, görüşmeye bile çağırılmamalılar. O kadar tiksiniyorum onlardan…
Evet, şampiyona bitti… 2010 Dünya Kupası'na kadar rahatız.
Günlük yaşam devam ediyor…
Sağlıkla ve bilgiyle kalın.
|
|