Av. Tolga İşmen, LL.M. (KCL)
tolga@telepati.com.tr



Kanun-e


Avrupa Birliği ile müzakereler ve Telekom Mevzuatı

HEPİMİZİN, Sinem'in nasıl Semra Hanım'ı alt ettiğini seyrettiğimiz dakikalarda, Avrupa Birliği 3 Ekim 2005'te Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlayacağını (Veya en azından başlayabileceğini) açıklamaktaydı. Bu açıklamanın telekomünikasyon sektörü ve mevcut telekomünikasyon mevzuatımız üzerindeki etkilerine değinmeden önce, niye Türk halkının (Ben dahil) Semra Hanım / Sinem çekişmesine daha çok ilgi gösterdiğini kendimce açıklamak istiyorum. Semra Hanım ve Sinem, gerçek hayatta yaşanan (Her ne kadar oyun da olsa) bir iyi ve kötü çatışması idi. Dünya'da hikaye anlatma sanatı bulunduğundan beri, herkesin peşinden koştuğu “Destan” denilen türün üzerine inşa edildiği iyinin kötüye karşı savaşı. Harry Potter Valdemort'a karşı, Frado Sauron'a karşı, Köroğlu Bolu Beyine karşı, şimdi de Sinem Semra Hanım'a karşı. Bence bu yarışma senaryolaştırılıp Hollywood'a gönderilse çok iyi iş yapar.

Ancak, Sinem Semra Hanım'ı yendi ve biz de daha gerçek ve daha acı verici olan dünyamıza geri döndük. Avrupa Birliği ile yapılacak olan müzakereler hayatımızda neler değiştirecek? İyi olan neleri getirirken neleri götürecek? Bu konuda tam detaylı bir analiz yürütmek sadece bu sayfanın değil tüm derginin boyutlarını bile aşar. Ancak, önemli iki noktayı sizlerin dikkatine çekmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi Avrupa Konseyi Başkanlık Kararları ile, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasına karar verildi. Bu kararların 23üncü paragrafında ilginç bir ibare bulunmakta. “Eğer aday ülke, Avrupa Birliğinin temellerini oluşturan, özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukuk devleti ilkelerini ciddi ve ısrarlı bir şekilde çiğnerse…” üyelik müzakereleri askıya alınabilir. Bu noktada aslında halk deyimi ile, “Gözünün üstünde kaşın var” diyerek müzakerelerin askıya alınması mümkün. Arandıktan sonra, Türkiye'nin özellikle özgürlük ve hukuk devletine saygı ilkelerini ihlal eden o kadar davranışı bulunabilir ki.

İkinci bir husus ise, Ekim ayında yayınlanan Avrupa Komisyonun Raporunda; Türk telekomünikasyon sektörü hakkında kullanılan ifadeler. Rapora göre: “Telekomünikasyon sektöründe sabit telefon hizmetleri, 2004 yılında tamamen serbestleştirilmiş ve İnternet hizmetleri pazarındaki rekabet artmıştır. Genel olarak müktesebat ile bir uyum çalışmasına gidildiğinden bahsedilebilir fakat bir önceki Rapor'un yayınlanmasından bu yana çok sınırlı bir gelişme gözlemlenmiştir. Hukuki çerçevenin tamamlanması, kuralların etkin bir şekilde uygulanmasının sağlanması ve bütün telekomünikasyon hizmetleri pazarlarında yeterli bir rekabetin tesis edilebilmesi için daha fazla çaba harcanması ve bu bağlamda Telekom Kurumunun uygun yetkilerle donatılması gerekmektedir.” Pek ne dediği anlaşılmıyor değil mi? Örneğin; numara taşınabilirliğinin mobil işletmeciler arasında kabul edilmesi, Türk Telekom'un maliyet ayrımına başlaması veya imtiyaz sözleşmelerine ve lisanslara dayanan yetkilendirme politikalarının terk edilmesi gerekmektedir demiyor değil mi? Aslında bunların hepsini ve daha fazlasını diyor. Diyor ki, Türkiye telekomünikasyon sektöründe Avrupa Birliği'ne uyumlu davranmaya çalışıyormuş gibi davranmaktan vazgeçip uyumlu davranmaya başlamalıdır. Bunu sadece Avrupa Komisyonu da demiyor, Türk Telekom'u ve Telsim'i almak isteyen veya başka bir şekilde, Türkiye'de telekomünikasyon sektörüne yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcılar da diyor. Bakalım biz ne zaman bunu kabul edeceğiz. Özgürlüklere ve hukuk devletine inandıktan sonra mı yoksa önce mi?

30 Aralık 2004, İstanbul


Köşe Yazarları