Uzun yıllardır sürdüğüm uluslararası görevim nedeni ile zaman zaman yoğun bir seyahat trafiği yaşıyorum. Zaman zaman hiç planlamadığım ve hatta aklıma bile getirmediğim seyahatleri de yapmak durumunda kalıyorum. Geçtiğimiz şubat ayında da böyle bir seyahati yapmak durumu ile karşı karşıya kaldım.
Posta kutuma gelen bir mail benim Nijerya, Lagos'a girmem gerektiğini ve şirketimin terminolojisi ile “Share Expectation Workshop” yani “beklentilerin paylaşılması çalışması” toplantısını yönetmem gerektiğini söylüyordu.
Bu güne kadar sadece futbolu ve ülkemize gelen futbolcuları ile adını duyduğum bu ilke hakkında hiç bir bilgiye sahip değildim. Afrika ile ilgili olarak en büyük tecrübemi 2002 yılı mayıs ayında yaşamıştım. Kenya izlenimlerimi (http://www.telepati.com/ekim02/aktor.html) adresinden ya da aynı yılın ekim sayısından okuyabilirsiniz.
Hemen İnternet'e başvurdum tabi. Ülke hakkında araştırmalar yapmaya başladığımda ilk şaşkınlığı THY'nın İstanbul – Lagos direkt uçuşu olduğunu öğrenerek yaşadım. Yaklaşık 7 saat süren bir yolculuk ile Lagos'a ulaşılabiliyor. 30'un üzerinde eyalete sahip olan bir ülke Nijerya. İkinci büyük şaşkınlığımı dünyanın en önemli petrol üreten ülkelerinden biri olduğunu öğrenerek yaşıyorum. Tabi asıl şaşırtıcı ve bir o kadar da ürkütücü olanı ise, güvenlik konusunda ciddi sorunlar yaşandığı idi. Adam kaçırma ve fidye almanın hani neredeyse bir meslek gibi görülecek kadar sık rastlanan bir olay olması.
İlk ve önemli konu vize konusu idi. Nijerya'ya gitmek için vizeye ihtiyacınız var. Nijerya vize bürosu Ankara, Uğur Mumcu sokak adresinde ve vize için şahsi müracaatınız gerekiyor. Hani şu sürekli şikayet ettiğimiz AB ülkeleri dahi, turizm firmaları ile yapılan müracaatları kabul ediyorlar ama Nijerya hayır. Sabah uçağı ile Ankara'ya gidiyorsunuz bir taksi ile Uğur Mumcu sokağa gidiyor, taksiyi kapıda bekletip vize müracaatınızı yapıyor ve aynı taksi ile yeniden hava alanına dönüyorsunuz. (Tabi benim gibi Ankara dışında yaşıyorsanız). Hani çok başarılı dışişleri politikamız var ya, bu nedenle vize konusunda Nijerya konsolosluğundan vizenizi bu sayede kolayca alıyorsunuz ve bir kurye şirketine yetki vererek pasaportunuzu konsolosluktan aldırabiliyorsunuz. Başarılı dış politikamız sayesinde pasaportunuzu almak için tekrar konsolosluğa gitmeniz gerekmiyor!!!!.
Tüm bunlar olurken asıl tecrübeyi Lagos'a ayak bastıktan sonra edineceğimi hiç düşünmemiştim. Biraz ürkek biraz çekingen uçaktan indim. Pasaport kontrolü sırasında ilk farklılığı yaşadım. Pasaportunuz iki görevli tarafından kontrol ediliyor. İlk memur vizenize bakıyor, uçakta doldurduğunuz formu inceliyor ve size giriş vizesi onayı veriyor. İkinci görevli ise onaylıyor. Bu aynı zamanda iki ayrı kuyrukta zaman geçirmek anlamına da geliyor tabi...
Güvenlik... İşte bu sözcüğün çekincesi ile pasaport kontrolünden çıkıyorum. Bina dışında beni karşılayacak kişinin elinde olmasını umduğum “NCR” işaretini arıyorum. Yanıma üniformalı bir güvenlik görevlisi yaklaşıyor ve fısıldarcasına ismimi soruyor ve cebinden çıkarttığı ismimi bana göstererek onaylatıyor, sonra etrafımız saran insanlar arasından beni araca götürerek otele bırakıyor.
Ertesi gün ofise giderken (tabi benzeri güvenlik tedbirleri alınmış olarak) yolda gördüklerim, bir anda insan olma duygularımı yeniden uyandırıyor ve bizler, dünyanın kuzey yarım küresinde yaşayanların dünya nimetlerini ne kadar adaletsiz kullanıyoruz diye içimdeki isyan duyguları kabarmasına sebep oluyor.
Ağacın gölgesine koyduğu bir sandalyeyi bayan kuaförü olarak kullanan bir bayanı, Sokaktaki bir duvara astığı aynanın önüne koyduğu bir ayna ile berber dükkanı olduğunu düşünen bir zanaatkarı, kestane mangalında muz kızartarak satan tezgahtarını, sokağa kurduğu tezgahta pişirdiği yemeği satan ve bulaşığını önünden geçen arkta yıkayarak hizmet sunan açık hava lokantası sahibini, motosikletini taksi olarak çalıştıran onbinlerce motosiklet kullananı ve hemen hepsinin yatacak bir yerinin olmadığı için duvar kenarlarına yaptığı uyku mekanlarını görünce petrol zengini olması gereken bir ülkenin yıllarca İngiliz sömürüsünde kalmasına rağmen, yaşam kalitesi adına hiç bir öğreti almamış olduğunu görüyor ve sömürünün ne boyutlara ulaştığının göstergelerini kare kare yaşıyorsunuz. Her adımda farklı bir fotoğraf karesi size bu acı tabloyu anlatıyor....
Artık çoğunluk kendi dilini unutmakla yüzyüze kalmış bir noktada ...
Bir başka deyişle, nerdeyse herkesin anadili gibi İngilizce konuştuğu ülkede ...
Ve düşünüyorsunuz; insan hakları, azınlığın çoğunluğa tahakkümü ya da tersi, ve küresel dünya …
Saygılarımla.