Türkiye’de Internet’in 10’uncu yılı dolarken...

Fatma Ağaç

Türkiye’de Internet’in 10’uncu yıldönümü hazırlıkları hızla sürdürülürken, ‘Internet’in Babası’ olarak adlandırılan Doç. Dr. Mustafa Akgül, Türkiye’de Internet abone sayısının henüz istenilen düzeyde olmadığını belirtiyor.

TURK Internet’inin 10’uncu yıldönümü hazırlıkları hızla sürdürülürken, ‘Internet’in Babası’ olarak adlandırılan Doç. Dr. Mustafa Akgül, Türkiye’de Internet abone sayısının henüz istenilen düzeyde olmadığını belirtiyor.
Internet Kurulu’un 7-20 Nisan tarihlerini Internet Haftası olarak ilan etmesi ve Türk Internet’inin 12 Nisan 2003’te 10’uncu yılını kutlayacak olması nedeniyle hazırlıklar yoğun bir biçimde sürdürülürken, Internet Kurulu Üyesi ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Akgül, Türkiye’de Internet abone sayısının henüz istenilen düzeyde olmadığını belirtiyor.
Para ödeyerek Internet’i kullanan sürekli abone sayısının 1,5-2 milyon arasında olduğunu dile getiren Akgül, Internet’i kullanan kişi sayısını da 4 milyon olarak tahmin ettiğini, Internet’le tanışmış insan sayısının da 5-6 milyonu bulabileceğini kaydediyor. Türkiye’de insanların 1990’lı yıllardan itibaren Internet’le ilgilenmeye başladıklarını anlatan Akgül, Web sayfası sayısının hızla artmaya başladığını ifade ediyor. Akgül, Türk Interneti’nin tarihçesini, bugünkü durumunu ve geleceğini ‘Telepati’ye değerlendirdi.

Internet’in Türkiye’ye geliş süreci nasıl oldu, neler yaşandı, 10’uncu yıla nasıl gelindi?
“Türkiye uluslararası bilgisayar ağlarıyla 1986 yılında tanışmıştı. 1985’te dünyada büyük ağlar oluştu. Türkiye’de TUVEKA 1981’de kuruldu. 1986’dan itibaren üniversiteler TUVEKA üzerinden Internet’i kullanmaya başladılar. Ancak üniversitelerin bağlı oldukları ağ 1990’dan itibaren tıkanmaya başladı. O arada dönemin TÜBİTAK Başkanı Kemal Gürüz dedi ki, “Bana doğru proje getirin, parasını bulurum”. Bu tartışmalar sırasında Bilkent Üniversitesi, ODTÜ ve TÜBİTAK olarak ortak bir proje ürettik. Ama bu bir DPT projesi olarak gerçekleşti. Bu da 1990’da çalışmaya başladı. 1991’de bir günlük bir deneme yapıldı, bağlantı haber olarak televizyonlarda gösterildi. Türk Telekom tecrübesiz olduğu için Internet’e bağlantıyı yavaş ve geç sağlayabildi. 64 Mb’lik hattın bağlanması bir yılı buldu. Daha sonra ODTÜ, TÜBİTAK ve Bilkent arasında bir Internet ağı oluşturuldu. 1995 Internet Konferansı’ndan bir hafta öncesine kadar da Internet 64 Mb’de kaldı. Daha sonra 128 Mb’ye çıkarıldı. 1994 sonunda işi büyütelim teklifiyle, ODTÜ-TÜBİTAK ekibi Türk Telekom’a gitti. Bir omurga üzerinden çalışmaya başladılar. Daha sonra ODTÜ ile TÜBİTAK arasında bir anlaşmazlık çıktı. Bu anlaşmazlık üzerine Türk Telekom bu projeyi ben hayata geçirebilirim dedi.

Akgül, 1998’in Türkiye’de Internet’in patladığı yıl olduğunu, bu süreçte kullanıcı sayısının hızla arttığını, ancak şimdilerde de yavaş ama sağlam adımlar atıldığını belirterek, “Son iki yıla kadar odaklanma bireysel kullanıma yönelikti, bugün ise kurumsal kullanım öne çıktı” diye konuşuyor.
Ancak DPT, Hazine ve devletten bu desteği, yatırım iznini alamadı. Buna rağmen TURNET ihalesi yapıldı. Bu süreçle birlikte ‘Internet Servis Sağlayıcılığı’ ortaya çıktı. Birçok özel kuruluşun yanında ODTÜ ve TÜBİTAK da ayrı ayrı servis sağlayıcılığı yapıyorlardı. Boğaziçi Üniversitesi 1995’te alternatif bir bağlantı sağladı. Bilkent Üniversitesi kendi yurtdışı hattını talep etti. 1995’te biz Internet Konferansı’nı yaptık. Çünkü üniversiteler arasında seçmeler başlamıştı. Ben, ‘Gelin, şunu görüşelim’ fikrini ortaya attım. Önce anlamadılar, sonra kabul ettiler. Internet Konferansı’nı yaptık. Tarihi açıdan şunu da söylemek lazım; 1994’te ekonomik bir kriz yaşandı, üniversitelerde Internet yayılma aşamasındayken 1995 Internet Konferansı ile TURNET ihalesi aynı günlerde oldu. Birgün önce TURNET ihalesinin ikinci aşaması bitti, yüzde 70 gelir paylaşımı ile Bilkent Üniversitesi ve ODTÜ’nün de içinde bulunduğu bir konsorsiyuma verildi. Ancak, yüzde 70 gelirin Türk Telekom’a gitmesi, bütün harcamaları konsorsiyumun yapması ve Türk Telekom’un hatlarının parası dahil bu işin problemli olduğu en başından belliydi. Bir sene sonra da bunu nasıl düzeltiriz arayışına girildi. Bütün günahına rağmen TURNET, Türkiye’de Internet’i ortaya çıkardı.”

Özel sektör ne durumdaydı?
“Superonline, Turk.Net, Prizmanet, o zaman önde gelen özel sektör firmalarıydı. Internet servis sağlayıcı kavramı da o zamanlar yanlış kullanıldı, her Internet’e bağlantı sağlayan, servis sağlayıcı zannedildi. TURNET; insanlara evinden, işyerinden Internet’e bağlanma olanağını sağladı. Internet bağlantısının o dönemde pahalı olması nedeniyle, Türk Telekom servis sağlayıcılara, ‘Her ay abone başına 10 Dolar telefon hattı parası ödeyin, biz sizden para almayalım’ dedi. Ancak, Türk Telekom bundan ciddi zarar etti.
Bu süreçte, Internet üzerinden ağırlıklı olarak Türk Telekom’a karşı kampanyalar yapıldı. Bir tanesini ben yaptım. Biri, Internet’in üçüncü yaş gününde yapıldı; ‘Internet’i öldürmeyelim’ kampanyasıydı bu. Birkaç ay sonra da, gazeteci Şeref Oğuz bir kampanya başlattı. Ben de ona destek verdim. Daha sonra, indirimli 822’li hatlar gündeme geldi. Bunlar, Türk Telekom’un yaptığı olumlu şeyler bence. Ancak bunlar çok bilinçli yapılmadı. Mühendislik boyutu eksik şeylerdi ama yine de olumlu şeylerdi.
1998’de dünyada Internet’in patlamasına paralel olarak, Türkiye’de büyük holdingler piyasaya girmeye başladılar. Ixir’in doğuşu, Internet’in tam şaha kalktığı zamandır. Birden bire Internet reklamları başladı. Ixir’in bunu yapması ayrı bir fenomen, ama diğerlerinin de bu kampanyaya ayak uydurması açıklanması zor bir şeydi. Holdinglerimiz çok geç Internet’in farkına vardılar, önce para kazanmaya, sonra kendileri için kullanmaya çalıştılar. Şu anda holding düzeyindeki şirketlerde Internet düzgün bir şekilde kullanılıyor.
Şimdilerde ise yavaş ama sağlam adımlar atılıyor. Son iki yıla kadar odaklanma bireysel kullanıma yönelikti, şimdilerde kurumsal kullanım öne çıktı. Az sayıda da olsa, Internet’i çok ciddi olarak kullanan büyük kurumlarımız var. Internet üzerinden iş alan, iş yapacak düzeyde Internet’i iyi bilen epey firmamız var. Bunu en son Irak savaşı nedeniyle de çok iyi gördük. Yavaş, fakat bence sağlıklı bir şekilde gelişiyor. Sorunları var tabi. Son bir yıla kadar çok bağımsız gidiyordu. Şimdi bir heyecan geldi, bir miktar toparlanma çabaları var ama ana sorunlar ortada, örgütlenme konusunda ciddi bir adım atılmadı. Bu işin sahibi yok. Bu işte çalışacak teknik eleman sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Koordine edip, bir strateji ve eylem planı oluşturmak lazım. Macaristan, Malezya gibi ülkeler bile, Türkiye’ye göre çok öndeler. Herkes işin önemini kavradı ve yol alıyor, Türkiye işin önemini kavramış gibi gözüküyor, zaman zaman da olumlu başlangıçlar yapıyor ama devamını getiremiyor. Türkiye’de sayısal uçurum çok büyük. Türkiye; Internet kullanımının yaygınlaştırılması, ülkeye eşit olarak dağılması, Internet servislerinin gelişmesi ve elektronik ticaret konularında epey geride.”

Türkiye’de Internet’in gelişmesi için Türk Telekom sizcc neler yapmalı?
“Türkiye’de daha Türk Telekom’un özelleştirilmesi ve rekabete açılması yeni tartışılmaya başlandı. Bu senenin sonunda Telekom rekabete açılacak ama Telekomünikasyon Kurumu daha işlerini bitiremedi. Bu günlerde bütün yönetmeliklerin çıkartılıp, lisans için başvurulması gerekiyor. Bu lisanslar, 1 Ocak 2004’ten itibaren geçerli olacaktır. Ancak, o sürecin şimdi başlaması gerekir. Herkesin ne yapacağını bilmesi gerekir. Türkiye rekabete açılma konusunda sınıfta kalmış durumda. Hala özelleştirmeye odaklanılmasına rağmen, özelleştirme treni kaçırılmış durumdadır. Dünya telekomünikasyon şirketlerinde ciddi kriz var. Kimse Türkiye’nin beklediği parayı verecek durumda değil. Godo’yu bekliyoruz. Alternatif özelleştirme bakış açılarını göz önüne almıyoruz maalesef. Türkiye, hep oradan gelecek paraya odaklanıldığı ve borçlar fazla olduğu için, sırf tüccar zihniyetiyle, satalım da oradan gelecek parayı bir yere harcayalım diye bakılıyor. Halbuki Türkiye bu süreç içinde, Telekom’un rekabete açılmasının getireceği katma değerlerde neler kaybetti onun farkında değil. Türk Telekom’dan başlangıçta umulan paradan çok daha fazlası kaybedildi, kimse bunu göremiyor.”

Internet Kurulu ne amaçla ve ne zaman kuruldu?
“1997-1998 önemli başlangıçların olduğu yıllar. 55’inci hükümet kurulduğunda bir ivme oldu. O yaz toplanan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, Internet’e yönelik iki önemli karar aldı. Birincisi, Internet Kurulu’nun kurulması kararı. Diğeri de, Internet’i teşvik eden bir karardı. 1997’de TURNET’te ciddi sorunların olduğu bir dönemde Internet Kurulu fikri ortaya çıktı. ‘Internet Üst Kurulu kuralım’ fikri özel sektörden çıktı. Superonline ve Escort genel müdürlerinden böyle bir öneri geldi. Biz de birkaç arkadaş, üniversite öğretim görevlileri ve Açık Sistem Kullanıcıları Derneği olarak servis sağlayıcıları bir toplantıya çağırdık. Somut bir Internet Üst Kurulu önerisi çıktı. O yaz Ulaştırma Bakanlığı dinleyici durumdaydı ve biz, Internet Konferansı’nın hazırlıklarını yapıyorduk. Ulaştırma Bakanlığı’na gittik, bakanlıktan o yaz bana danışmanlık teklifi geldi ama hayata geçmedi. Bürokratik engeller çıktı ama Bakanlık’ta bir hareketlilik başladı. Internet Konferansı öncesinde bakanlıkla görüştük, konferans Aralık ayında yapıldı. Konferansta da, ‘Internet Üst Kurulu kuralım’ fikri çıktı. Kurul Internet’in sorunları için kafa yormaya başladı. Teknik raporlar çıktı, büyük kavgalarımız oldu ama onun sonucunda bir takım çözüm önerileri çıktı ve hayata geçti. Türk Telekom’la TURNET sözleşmesinin iptali hızlandı. TTNET konusunda bazı önerilerimiz oldu. Internet Kurulu’nun yaptığı ilk şeylerden biri de, ‘Internet Günü’ fikrinin ortaya atılması oldu.”

Internet Kurulu’nun resmileştirilmesi tartışılıyor? Internet Kurulu resmileşirse, Internet’in gelişimine katkısı daha çok mu olacak?
“Türkiye’deki ana sorun, Internet’in siyasi sahibinin olmayışı. Çözüm üretecek, özel sektörün sivil toplum kuruluşlarının ve örgütlerin görüşlerini alacak yapıların olmayışı. Internet Kurulu’nun bir sürü sorunu var ama en olumlu tarafı, Internet’le ilgili herkesin bir araya geldiği tek yer olması. Yani Türkiye’de özel sektörün, sivil toplumun masaya oturduğu başka bir yer yok. Bunun sahibi Ulaştırma Bakanı. Sorunları çözmek için fikir isterse, fikir üretebilecek bir yapı mevcut. Internet Kurulu ne yapabilir? Çok şey yapabilir. Zaman zaman Internet Vakfı’nı da kurmaya çalıştık.
Internet Kurulu’nun eksiklerinden bahsedelim. Birincisi, sahiplenme yok. Kurul’daki kişiler kendi kurumlarını temsil etmiyorlar. Daha doğrusu, kurumların bir Internet vizyonu yok. Halbuki beklenti; temsilcilerin kendi kurumlarının görüşlerini alarak, Kurul’a getirmeleri, Kurul’da çıkan fikre göre kurumlarını bilgilendirmeleri ve etkileşimi sağlamaları. Amaç, ortak aklın üretilmesidir.
İkinci sorun Kurul’un sıfır bütçesi var, sekreteryası yok. Kurul adına mektup göndermek, üyeliği yapmak bile bir problem. Kurul’un kaynağa ihtiyacı var. Profesyonel adamların olması lazım. Fikirlere kafa yorup, sentez yapan bir yer olması gerek. Ulaştırma Bakanlığı’nın desteklemesi lazım. Yapalım diyorlar ama henüz harekete geçemediler. İletişim Şurası’nda benim somut önerim; “Ulusal boyutta bir öncelik verilmeli” oldu. Şura’da, Internet Kurulu’na yönelik somut başka öneriler de vardı. Siyasal sahibi olmadığı sürece, Internet Kurulu, bir Danışma Kurulu olarak kalır. Internet Kurulu’nun yaptırımcı bir gücü olsun demiyoruz. Onun için Internet Kurulu’nun ‘Üst’ünü kaldırdık. Ama biz, Türk Internet’inin sorunlarına çözüm arayışında bir araştırma yapacak mıyız? Önemli olan o. Yapılacak çok iş var. Onları yapabilecek bir mekanizma gerekir. Düzgün sekreterya olması gerekir; araştırma yapılabilmesi, ne oluyor ne bitiyor, takip edilmesi anlamında önemli. E-Türkiye projesi kapsamında Internet Kurulu oluşacak kurullardan bir tanesidir. Internet Kurulu şu an bir boşlukta. Daha iyi bir yapılanma olmasının peşindeyiz.”

Internet Vakfı ne oldu?
“Vakıf, ekonomik krize geldi. Çağrısını yaptık; bireylerden, özel şirketlerden ve sivil toplum kuruluşlarından 10 bin Dolar istedik. Kamu kurumlarından da 3 bin Dolar talep ettik. Şu ana kadar üç kişi para yatırdı. TBD ve Superonline genel müdürü kendi adına yatırdı. Bekliyoruz.”

Internet artık RTÜK Yasası kapsamında da değil. Internet için yeni bir yasa mı hazırlanacak?
“Şu anki yorum, RTÜK Yasası’na tabi olmadığı. Basın yasasında bir madde var: Yalan haber, hakaret gibi. O maddenin iptalini istiyoruz. O maddenin ne işe yaradığı belli değil. Internet’i basın kanununa tabi tutmak yanlış, ama Internet’e yönelik bir takım düzenlemelerin yapılması gerekir.
Bir sürü düzenlemenin yapılması lazım. Bir yasayla olacak iş değil. Bunun, katılımcı bir süreçle yavaş yavaş yapılması lazım. Kimse bir kanunla sorunu çözmeye kalkışmasın. Bunlar yavaş çözülecek şeyler. Herkesin enine boyuna tartışacağı şeyler. Biz buna hazırız. Hukuk konusunu aceleye getirmemek lazım. Neyin önemli olduğuna dikkat etmek gerekir. Mesela ilk yapılması gereken, servis sağlayıcıların sorumluluklarının belirlenmesi olmalıdır. Bilgi erişiminin ve kişisel verilerin güvenliğinin garantiye alınması lazımdır. Daha sonra da, elektronik imza sorunu halledilmelidir. Mesela ben, elektronik imzayı o kadar önemli görmüyorum. Önemli tabi ama servis sağlayıcı sorumlulukları daha acil. Deneysel Internet yasası gerekli. Internet üzerinden deney yapmaya yönelik çerçeve yasa gerekli. Elektronik imzayı bir yerde deneyecek, sivil toplum örgütlerini deneyecek, elektronik seçimi deneyecek ve çalışanların da bunu yasal yapmasını sağlayacak yasal çerçeve gerekir.”

Internet’in Türkiye’de istenen seviyeye gelebilmesi için neler yapılmalı?
“Altyapıda da sorunlar var ama birinci öncelik, ülkenin gündemine gelmesi. Ülkenin, bunun hayati önemde bir konu olduğunu fark etmesi gerekir. İkincisi de bir sentez yapılarak, Türkiye olarak ne yapacağınızın belirlenmesi lazım. Seferberlik ruhuyla hareket edilmesi lazım. Tabii Internet altyapısı da önemli. Kolay, ucuz ve güvenli olması lazım. Ucuz ve güvenli altyapıyı yaygınlaştırmak gerekir. Türk Telekom bu konuda eksik kaldı. İnsan gücüne yatırım gerekir. Türkiye resminin bütününe bakılıp; biz şunları yapalım, şu sırayla yapalım, şu takvimle yapalım denmesi lazım. Eylem planının 6 ayda bir gözden geçirilmesi lazım. Şu anda herkes aklına ne gelirse onu yapıyor. Internet’i kavrayan siyasiye rastlamadık. Seçimde hangisi Internet’i gündeme getirdi?”.