|
|
Kanun-e
Irak Savaşı ve uluslararası hukuk
1995
yılında tamamen amatörce, uluslararası bir kuruluşun temsilcisi olarak
katıldığım bir Birleşmiş Milletler Zirvesi’nde, hem New York’ta Birleşmiş
Milletler merkezinde hem de Kopenhag’da zirve boyunca Birleşmiş Milletler
mekanizmalarını gözlemleme imkanı buldum. Bu bağlamda uluslararası
hukukun nihai tahlilde bir güç savaşı olduğuna dair olan inancım pekişti.
Uluslararası hukuku uygulayacak ve gerekli yaptırımları zorla yerine
getirecek makamların olmadığı ve dolayısıyla ABD gibi bir güce karşın
uluslararası hukukun uygulanmasının imkan dahilinde olmayacağı sonucuna
varmak da benim için çok güç olmadı.
Bu noktada kesinlikle uluslararası hukuk veya Birleşmiş Milletler
konusunda bir uzman olmadığımı belirtmek isterim. Buna rağmen yanı
başımızda çok ciddi bir savaş hüküm sürerken, bu konuyla ilgili olmayan
bir konuda yazı yazmaya çalışmak ve sizlerin de savaş ile ilgisi olmayan
bir yazıyı okumanızı beklemek son derece güç. Irak Savaşı’nın uluslararası
hukuku ilgilendiren boyutuna pek sık değinilmemekte. Bu nedenle uzmanlık
alanım olmamasına rağmen bu konuda bir iki satır yazmanın yararlı
olacağını düşündüm.
Uluslararası hukukun ana metinlerinden sayılan Birleşmiş Milletler
Antlaşması’na göre silahlı kuvvetlerin kullanılması sadece iki durumda
meşru kabul edilmektedir. 42’nci Madde uyarınca Güvenlik Konseyi “milletlerarası
barış ve güvenliğin muhafazası veya yeniden tesisi için hava, deniz
ve kara kuvvetleri vasıtasıyla gerekli bulduğu her türlü teşebbüse
geçebilir.” Bunun dışında 51’inci Madde uyarınca da silahlı bir saldırıya
karşı her ülkenin meşru müdafaa hakkı bulunduğu da teslim edilmiştir.
Sorun ABD ve İngiltere’nin başını çektiği koalisyonun Irak’ta yürüttükleri
operasyonun bu iki madde kapsamına girip girmediğidir.
1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden sonra yine ABD’nin
başında olduğu koalisyonun Irak’a müdahale edebilmesini meşru kılan
madde yukarıda sayılan 42’nci Madde ve bu madde uyarınca çıkarılmış
bulunan 678 sayılı Güvenlik Konseyi kararıydı. Kuveyt’in kurtulmasından
sonra 687 sayılı Güvenlik Konseyi kararı ile Irak’ın kitle imha silahlarını
yok etmesi ve bu yönde olmak üzere bir silahsızlanma gözetimini kabul
etmesi yolunda da bir karar alındı. Son günlerde adını sıkça duyduğumuz
ve geçen Kasım ayında alınmış olan 1441 sayılı Güvenlik Konseyi kararı
ise Irak’ın yükümlülüklerini yerine getirmediğini ortaya koymaktaydı.
Bu bağlamda ABD yönetimine göre, 1441 sayılı karar Irak’a müdahaleye
izin veren 678 sayılı kararı yeniden canlandırmakta ve Irak’a silahlı
müdahaleyi mümkün kılmaktadır.
İkinci bir meşruiyet kaynağı ise 51’inci Madde olarak görülmektedir.
ABD yönetimine göre; meşru müdafaanın sadece bir saldırı olduktan
sonra söz konusu olması, günümüzdeki küresel terör tehdidi karşısında
makul olmamakta ve ülkelerin “terörist” ülkelere karşı meşru müdafaa
hakkı bulunmalı.
Her iki görüş lehine ve aleyhine fikirler ileri sürülebilir. Irak’ın
ABD’ye karşı silahlı bir saldırıda bulunma ihtimalinin görünmediği,
1441 sayılı kararın metninden silahlı müdahale imkanı çıkarılmaması
gerekliliği veya bütün bunlarla Saddam Hüseyin’in iktidarı bırakması
arasındaki bağlantı irdelenebilir. Bence uluslararası hukuk bir güç
oyunu olduğu için bu tartışmaların sonucu önem taşımamaktadır. Savaş
ile hukuk, çay ile ayran gibi birbiri ile pek iyi gitmeyen kavramlar.
Umalım ki gelecek aya kadar savaş, mümkün olan an az acı ile gündemden
düşmüş olsun.
25 Mart 2003
|
|