Nur GEDİKALİ
Seçme ve Yerleştirme Yöneticisi
Sphere Consulting Services
Sphere

 


Danışmanın dediği

Savaşın gölgesinde...

BİR yıl önce Bora Bey bu köşede dönüşümlü olarak yazmamızı istediğinde yazmak için her ay yeni bir konu bulmanın kolay olmayacağını düşünmüştüm. Ancak kelimenin tam anlamıyla herşeyi yüzümüze gözümüze bulaştırmakta öyle ustayız ki, ilerleyen zaman içinde konu bulmanın düşündüğüm gibi zor olmadığını gördüm. Örnek mi istiyorsunuz, işte Yeni İş Güvencesi Yasası. Savaşın gölgesinde kaldığı için gerekli önemi görmemiş olan İş Güvencesi Yasası ile ilgili yaratılan kaos ortamı hakkında gözlemlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Son birkaç aydır, insan kaynakları departmanları hummalı bir çalışma içine girdi. 15 Mart’ta yürürlüğe gireceği beklenen İş Güvencesi Yasası’na hazırlanıldı. İnsan kaynakları yöneticileri eğitimler aldı, eğitim sonrası şirket yönetimi bilgilendirildi, acil önlemler alındı. Elektronik posta gruplarında meslektaşlar ile yasanın getirdikleri sorgulandı, tartışıldı. Medyada 15 Mart tarihinin işçi işveren ilişkileri için milat olacağı, işveren için çalışanın işine son vermenin zorlaşacağı ifadelerini taşıyan başlıklar dikkat çekti. Diğer taraftan, yasada yer alan bazı durum ve kurumların tanımsızlığının, insan kaynakları birimleri tarafından yasanın anlaşılmasını zorlaştırıyor olması da eklenince; bütün bunlar şirketler tarafında yer alan çalışmaların neredeyse panik içinde yürümesine neden oldu. Özellikle orta büyüklüğün altında olan şirketlerde insan kaynakları bölümleri ile hukuk bürolarının koordinasyonunun eksik olduğu ve yine çalışan devir oranları yüksek olan şirketlerde bu tür çalışmaların daha yoğun yaşandığı gözleniyordu.
Şirketler ileriki yıllarda birlikte çalışmaya devam etmeyi düşünmedikleri çalışanları belirledi ve alelacele tarih 15 Mart’ı göstermeden işten çıkarmalar gerçekleştirildi. Bazı şirketlerde, işine son verilenlerin arasında genel müdürlerin de olması dikkat çekiciydi. Zaten küçümsenemeyecek düzeyde olan işsiz sayımız biraz daha arttı. Oysa yasa, işten çıkarmaları engellemiyordu, ancak işten çıkarmanın geçerli bir nedene dayandırılmasını ve bildirimin yazılı yapılması gibi şekli bir takım zorunlulukları getiriyordu. İşveren vekili olarak adlandırılan genel müdür pozisyonunu ise tamamen kapsam dışı bırakıyordu. Hatta daha ileri giderek, işe yeni başlayanlar için hazırlanması gereken evrakların arasına tarihsiz istifa dilekçelerinin de eklendiği konusunda söylentiler yayılmaya başladı.
Oysa ki, yasayı incelediğimizde yasanın insan kaynakları bölümlerine önem kazandıracağını, seçme yerleştirme ve performans değerlendirme süreçlerinin önemini arttıracağını, insan kaynakları prosedür, yönetmelik ve kayıtlarının zorunlu hale geleceğini, insan kaynaklarını bölümlerini daha sistemli ve organize çalışmaya yönelteceğini düşünmüştük. Kurumsallaşma yolunda şirketlerin daha hızlı yol alabileceklerini öngörmüştük. Birçok şirkette bunun farkında olunması ve insan kaynakları projelerinin son dönemde ağırlık kazandığını görmek, bir grup şirketin ‘gerçek’ bir hazırlığın içinde olduğunu bilmek memnuniyet vericiydi.
Ancak beklenen tarih geldiğinde, hepimizin bildiği gibi 15 Mart beklentisini yaratan tarafın hazır olmadığına karar verdiği İş Güvenliği Yasası’nın, İş Yasası ile birlikte yürürlüğe girmesi gerekliliğini vurgulayarak, yürürlük tarihini 30 Haziran’a ertelediğine şahit olduk. Beklenmedik bu karar, baştan itibaren belirsizliklerin yarattığı olumsuz ve istenmeyen sonuçlar yetmiyormuş gibi, geride birçok yeni cevapsız soru bıraktı.
15 Mart öncesinde yaşananlar ve gittikçe artan gerginlik göz önüne alındığında, yeni milat olarak belirlenen 30 Haziran’a doğru nelerle karşılaşacağımızı düşünmek beni korkutuyor. Umarım daha vahşi ve düşüncesiz davranış ve örnekler ile karşılaşmayız.

Hoşça kalın.


Köşe Yazarları
Danışmanın Dediği