|
|
Büdütör
Sürçülisan ediyorsak affola...
HER
seferinde aynı şeyi yapıyorum. Yine de akıllanamadım. Okumakta olduğunuz
şu yazıyı yazma işlemini her ay son dakika, son saniyeye sığdırıyorum.
Yumurta-kapı ilişkisi, "Türk’ün aklı ya kaçarken" gibi
deyişler geliyor her seferinde aklıma. Bunu sizlere saygısızlık
olarak algılamayın sakın. Bu duruma düşmemin nedeni, yakın tanıyanlar
bilir, bir ya da iki kişinin değil, on kişinin birden işini yapıyor
olmam. Bu, dergimizde çalışanlar arasında sadece bana özgü değil
pek tabii. Şimdi, "Plansızlık, programsızlıktan hep bunlar"
diyen sesleri duyar gibiyim. "Eleman alsanıza kardeşim"
diye serzenişler geliyor kulağıma kadar. Maalesef birkaç basit kelimenin
bir araya gelmesinden oluşan bu iki cümle de, çözümü, söylenebildikleri
kadar kolayca getirmiyor.
"Plansızlık, programsızlık" kısmı; zaten işin doğasından
geliyor. "Hangi işin?" derseniz. Hem yayıncılık işinin
hem de Türkiye’de telekom sektöründe olma işinin diye yanıt verebilirim.
Hatta ikisi yan yana gelince çok daha "el mecbur" bir
çevrimin içine giriyorsunuz ki bunu Türkiye’de yaşayan bir başka
kuruluş bulunmadığına göre yaşadıklarımızı Türkiye’nin telekom dergisi
olarak anlatmak daha da zorlaşıyor. Plansız, programsızsınız çünkü
yayıncılıkta sadece size bağlı olmayan bir sürü parametre var: İçeriğin
akışı, grafik, film çıkışı, matbaa, baskı, kalıp, montaj, "Mac
mi?", "Windows mu?", "Corel Draw mu?",
"Photoshop mu?", "X kuruluşun yazısı hala gelmedi
mi?", "Reklamlar ne durumda?", "Kaç ...bin Dolar’dayız?",
"Sözleşmesi bitti?", "Aydın Bey böyle anlaşmamıştık",
"Savaş dolayısıyla ara veriyoruz", "Yüksek çözünürlüklü
olmalı", "Ama değil", "Dergim gelmedi",
imdaaat...
Gelelim asıl sektörümüze, yani "telekom"a. O taraf daha
da karışık. Senelerdir süren ve sürekli bir süreksizlik ve gelişme
arzeden, kamu yönetimi dolayısıyla bir yerlere sığdıralamayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirilmesi ile başlayıp, bugün yarın
diye senelerdir yaza yaza bitiremediğimiz sektörümüzün serbestleştirilmesine
kadar gelen bir dizi karmaşa zinciri söz konusu. Sırf bu nedenle
alelacele kurulan şirketler mi desek, kurulduğu gibi kapananlar
mı, ya da bekleye bekleye dayanamayıp batıp gidenler mi? 2003 ise
yeniden artık daha gerçekçi umutların doğduğu bir yıl. Kara gerçekten
göründü Türkiye’de. Hem altyapı hem de uç çözümleri anlamında hazırlana
hazırlana, kendilerini Türkiye’deki serbest telekom sektörü için
hiç bu kadar hazır hissetmemiş olan firmalar; 2004’ün ilk dakikasının
yolunu gözlerken, yeniden gelecekleriyle ilgili şüphe etmeye başladılar.
Çünkü 2004’ün ilk dakikasında işe başlayabilmelerini sağlayacak
düzenlemelerin yetişebilmesi pek olası görünmüyor. Yanlış anlamayın
Telekom Kurumu Türkiye’nin en verimli ve iyi çalışan kamusal yapılarından
biri. Ancak bu yılki iş planında yer alan, özellikle serbestleşmenin
ana kalemlerinden olan Internet protokolü üzerinden ses iletişimi
gibi bazı konuların lisanslama çalışmalarının kesinlikle plandakinden
öne çekilmesi gerekli. 2004’ün birinci dakikasında işe başlayabilmek
için lisansların bu tarihten en az birkaç ay önce dağıtılmış olması
gerekli. O halde ondan birkaç ay önce de başvurular alınmaya başlanmalı.
Bu durumda mevzuatlarının en geç bir iki ay içinde hazır olması
gerekli. Ama Telekomünikasyon Kurumuz da bir takım konularda Hükümetimizle
birlikte çalışmak zorunda. E klasik, araya savaş da girdi ya. Ne
kadar süreceği ve bitse de gündemden düşmeyeceği kesin. Sonuç itibariyle
yine bir belirsizlik ve hazırlanma ortamıdır gidiyor. Bizler de
bu kaosun yazılı yaprağı olarak birlikte savrulup ilerliyoruz. İyi
ki; değil fırtınalara, tayfun, hortum ve diğer doğal afetlere bile
bağışıklık kazanmış bir dergi olarak, sektörümüzün tüm bu olumsuzluklara
rağmen bitmez tükenmez desteğiyle, bu dönemde bile uluslararası
organizasyonlara imzamızı atmaya devam ediyoruz.
Yukarıda saydığım ve sayamadığım tüm bu "elimizde olmayan nedenlerden
ötürü", köşemi sizlere yumurta kapıdayken ama hiçbir zaman
çatlatmadan ulaştırmaya çalışıyorum.
Sürçülisan ediyorsak affola...
Saygılarımla.
|
|