|
|
@ktör
E, be devlet, kime şikayet edeyim seni?
HEPİMİZ,
hayatımızın değişik dönemlerinde farklı duygular yaşadık. Aşık olduk
gençliğimizde ve şarkılar dinledik içki masalarında. Orhan Gencebay’ın,
Şikayetim Yaradana adlı şarkısı arkadaş oldu zaman zaman bize ve
dertlerimize. Eğitimsizdik aşk konusunda o zaman, kime neden aşık
olduğumuzun cevabını bile veremiyorduk. Tıpkı yıllar önce ülkemiz,
bilgisayarla karşılaştığında yönetici, son kullanıcı ve bilişim
profesyonelleri üçgeninde nasıl bir iletişim kurulması gerektiğini
bilmediğimiz gibi. Aradan geçen bunca zaman içerisinde yeni yöneticiler
yetişti ve bu yöneticiler son 10, hatta 15 yılda hep bilgisayar
destekli eğitimler alarak kendilerini geliştirdiler. Bilgisayar
ve onun kendilerine sunduğu bilginin, asıl işlerini yapmakta olmazsa
olmaz bir araç olduğunu öğrendiler. Yönettikleri kurumlarda bilişim
çalışmalarına ve yatırımlarına önem verdiler.
Çalıştığım kuruluştaki görevim dolayısı ile yaklaşık 3 yıldır sürekli
yurtdışında idim. Bu nedenle, Türkiye’de BT sektöründe olup bitenleri
pek yakından takip edemedim. Zaman zaman katıldığım Bilişim Yöneticileri
Toplantısı’nda eski dostlarla ettiğim sohbetlerle yetinmek durumunda
kaldım. Artık herkes e-devletten bahsediyor ve düzenlenen her organizasyonda
bu konu ön planda yer alıyordu. Yaklaşık 2 yıl kadar önce, sanırım
BIMY/7 (Bilgi işlem Merkezi Yöneticileri/7) idi; e-devlet konusunda
yapılan konuşma sırasında Sevgili Dostum Dr. Mustafa Akgül’e, e-devlet
konusunda ülke olarak ne kadar hazır olduğumuzu sormuştum. Bunun
ne kadar ciddi bir proje olduğunu ve bir milyon nüfuslu Dubai’de
bu proje için 120 proje müdürünün çalıştığını söylediğimde, ülkenin
teknik kadro açısından buna hazır olduğunu söylemişti (Yönetici
ve son kullanıcı konusu, o zaman gündeme gelmedi maalesef).
Tabii tüm bu gelişmeleri uzaktan takip ederken, yukarıda yazdığım
olumlu düşüncelere ulaşmak benim için çok zor olmadı, ta ki Bilişim
Dergisi’nin Aralık 2000 sayısını okuyana kadar. Sayın Necdet Kesmez
ile yapılan röportajı hayretler içerisinde okudum. 1988 yılında
Devlet Malzeme Ofisi’nde yaşadıklarımı hatırladım. O günden bu güne
kamuda hiçbirşeyin değişmemiş olduğunu ve yukarıda yazdıklarımın
kamu açısından sadece hayal olduğunu gördüm.
Sayın Aktepe Sayın Kesmez’e soruyor: “Bilişim teknolojisinin Türkiye’ye
gelişinin üzerinden 40 yılı aşkın süre geçti. Türkiye bu süreyi
çok iyi değerlendirdi mi?...”.
Sayın Kesmez’in üzücü ve beni gerçeklere döndüren cevabı: “Ben şahsen
çok iyi değerlendirildiği kanaatinde değilim. Türkiye’de bilişim
teknolojisinde sarfedilen kaynakların karşılığını almış değiliz,
alamıyoruz. Belki özel sektörde alınıyor ama kamuda maalesef alınamıyor.
Bunun iki sebebi var: Birincisi, kamudaki üst yöneticilerin bilgisayar
teknolojisinden korkmaları. İkincisi, bilişimcilerin üst yönetime
taleplerini kabul ettirememeleri.
1988 yılı. DMO için muhasebe yazılımları geliştiriyoruz. Amaç Türkiye’ye
yayılmış 27 ofise ait mali bilgileri değerlendirmek ve konsolide
raporlar sunmak. DMO bu çalışmaları o güne kadar elle yapıyor ve
verileri aylarca geriden takip edebiliyordu. Bir başka deyişle;
bilgi hazır olduğunda, önemi kalmamış oluyordu. Bu bilgilerin hazırlanması
konusunda onlarca ara rapor hazırlanıyordu. O kadar büyük ve geniş
matris formlar geliştirilmişti ki, bu formlar için özel masalar
vardı. Biz, bilgisayar marifeti ile bu ara raporları ortadan kaldırıp,
anında ve direk sonuç raporuna ulaşmayı hedefledik ve başardık.
Ancak, üst yönetim ara raporları görmeden sonuca gitmeme konusunda
ısrar etti ve genel müdür yardımcısının katıldığı bir toplantıda
aşağıdaki konuşma cereyan etti.
NA: Efendim, işte bunlar hedeflediğimiz sonuç raporlarıdır. Tüm
testler ekibiniz tarafından yapılmış ve doğruluğu onaylanmıştır.
Lütfen projeyi teslim alır mısınız?
GM. YRD.: (Daire başkanına dönerek) Numan bey söylediklerinde haklı
mı? Sizin ilave edecek birşeyiniz var mı?
DB: Efendim, sonuçlar doğru. Hedeflediğimiz raporların formatlarında
da sorun yok. Yalnız bazı ara raporlar (ki kendi aralarında çarşaf
rapor diye tarif ediyorlar) alınamıyor.
NA: Efendim, bu raporlar sonuç raporlara ulaşmak adına tarafınızdan
alınan raporlardır. Biz sonuca ulaştığımız için ara raporlara gerek
duymadık. Kaldı ki bu genişlikte rapor basmak teknik olarak mümkün
değil, ancak sayfalar dolusu bir rapor olur. Bu da kontrol ve üzerinde
çalışma açısından çok fazla zamanınızı alır. Ancak farklı kontrol
mekanizmaları geliştirerek bu raporun ihtiyaç olmasını ortadan kaldırdık.
GM. YRD.: Bunlar doğru mu?
DB: Evet, efendim.
GM. YRD.: O zaman neden bu raporu istiyorsunuz, neden projeyi onaylamıyorsunuz?
DB: Efendim, biz 1953’ten beri bu raporu kullanıyoruz, onu görmemiz
lazım. O olmadan kendimizi güvende hissedemeyiz. Ancak, emrederseniz
onaylarız.
Peki e-devletin neresindeyiz o zaman? Sadece bilişim
profesyonelleri ile nereye ulaşılabilir ki?
Bana göre “E-devlet”ten ziyade, “E, be devlet, sen daha hala aynı
yerdesin” demek lazım.
Şikayetimiz kime olmalı? Orhan Gencebay’ın dediği gibi, Yaradan’a
mı yoksa?
Saygılarımla...
12 Mart 2003
|
|