|
|
Kanun-e
Petrol bitiyorsa ne olacak? Ve yeni mezunlar nasıl iş bulacak?
Bu ay, 2004 yılında yazdığım iki yazının devamlarını yazmak istiyorum. 2004 yılı Eylül sayısında, "Petrol bitiyor mu?" diye sormuş ve bazı bilgiler vermiştim. 2004 yılının Haziran ayında ise, yapmış olduğumuz stajyer avukat seçimlerine ilişkin tecrübelerime yer vermiştim. Bu ay bu konuları tekrar ele almam gerekiyor.
Önce stajyer avukatlardan başlayalım. Hukuk sektöründe yeni mezunlar stajyer avukat olarak işe alınıyorlar. Sektörde yer alan onlarca büro her yıl en iyi stajyer avukatları bünyesine katarak gelişmeyi hedefliyorlar. Bizim büromuz da bu yıl 2 stajyer avukatı bünyesine katmaya karar verdi. Benzer bir seçimi 2004 yılında yapmış ve çok zorlanmıştım. 2004 yılında yazdığım yazı, bu seçimin ne kadar zor olduğu ile ilgiliydi. Bu yıl daha da zor bir seçim yapmak zorunda kalıyoruz. Her geçen yıl başvuran adayların kalitesi, yeterlilikleri ve geleceğe ilişkin daha umut vaat eder bir şekilde karşımıza çıkıyorlar. Bu yılki başvurular arasından doğru seçimi yapmak neredeyse imkansızdı. Eğer sadece yeterlilikleri test ettiğimiz bir sınav olsaydı, eğer geçmek veya kalmanın söz konusu olduğu bir sınav olsaydı bütün adaylar başarılı olurlardı. Eğer bütün adaylar arasında bir kura çekseydik, her bir aday bizler için mükemmel stajyerler olurlardı. Ancak seçmek zorundaydık ve seçim her zaman bazı haksızlıklar yaratıyor. Yılın en sevdiğim ve en nefret ettiğim hafta sonu stajyer seçimlerini yaptığımız hafta sonu oluyor. Bir yandan bu kadar yetenekli gençle tanışmaktan büyük mutluluk duyuyorum, Türkiye'nin geleceğine ilişkin çok umutlanıyorum. Hem de bu kadar yetenekli gençlere iş imkanı sunamadığım için son derece üzülüyorum, verimli kullanılamayacak bu yetenekler umudumu yitiriyor.
Umuttan söz açılmışken, petrol konusuna geçmek iyi bir fikir. 2 yıldan beri dünyada petrol üretiminin sonuna geldiğimize ilişkin ciddi bir endişe içinde yaşıyorum. Bu endişemi destekleyen gelişmelerde neredeyse her hafta karşıma çıkıyor. Örneğin bir varil petrolün fiyatı Eylül 2003'te 25 Dolar iken bu konuda ilk yazımı yazdığım Ağustos 2004'te 50 Dolar seviyesine çıkmıştı. Bugün ise 75 Dolar'a ancak bir varil petrol alabiliyoruz. Bundan bir yıl önce 100 Dolar seviyesi için felaket senaryoları yazılırken, bugün 150 Dolar seviyesi için aynı senaryolar yazılıyor. Son iki yıldır yeni bulunan petrol rezervleri, tüketilen petrolden daha aşağı seviyelerde gerçekleşiyor. Bu pek çok kişinin "zirve noktası" diye adlandırdığı "peak oil" kavramına işaret ediyor. Daha önce yaşanmış bölgesel "zirve noktaları" değerlendirildiğinde pek kısa bir zaman içinde ciddi bir sorun ile karşılaşacağımız tahmin ediliyor. Şöyle açıklamaya çalışayım, herkes petrolün daha pahalıya çıkarılmasından bahsediyor. Oysa değerlendirmelerimizi parasal değerlerden çıkarıp enerjisel değerlere döndürdüğümüzde çok daha vahim bir sonuç ortaya çıkıyor. Dünyada, -ne kadar para olursa olsun- belli bir noktadan sonra kalan petrolü çıkarmamız imkansız (veya en azından anlamsız) hale gelecek. Çünkü bir birim petrol çıkarma, rafine etmek ve dağıtmak için harcadığımız enerji o bir birim petrolden elde edeceğimiz enerjiden daha fazla hale gelecek. Bunun anlamı; örneğin 1 birim petrol üretmek için, 2 birim petrol harcayacağız. Petrolün enerji kaynağı olması yanısıra plastik, kimya, gübre, ilaç gibi temel endüstrilerin ana hammaddesi olduğu, zaman ne kadar büyük bir felaket ile karşı karşıya olabileceğimizi anlayabilirsiniz. Bunları düşündükten sonra, "Tolga! Herkes aptal, bir tek sen mi akıllısın?" diye soruyorum. "Umarım ben aptalımdır" diye de cevap verip, hayatımı normal bir şekilde devam ettiriyor, hatta yeni elemanlar bile işe alıyorum. Ama eğer haklıysam, felaket hikayelerine inanmaya başlamamız gerekiyor. Çünkü, birinin içinde yaşıyoruz.
30 Nisan 2006,
İstanbul
|
|