Danışmanın dediği
Çin bir tehdit mi? Yoksa fırsat mı?
Geçtiğimiz günlerde bir gazetenin* Çin'le iş yaparken dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde yayınladığı bir araştırma hayli ilginçti. Çin'de iş yapan Türk firmalarının yetkilileri ile yapılan söyleşilerden ilgimi çeken bazı konuları sizlerle paylaşmak istedim. Örneğin, Çinliler direkt hayır demezler, işi zora koşmaya ve zorlukları anlatmaya çalışırlarmış. Bu sebeple bir işe başında hayır demek isterler, ancak kültürleri gereği işi uzatırlarmış. Dolayısıyla, işi zorlamanın bir faydası yokmuş. Bir başka ilginç konu, eğer Çin'e gidiyorsanız yanınızda götüreceğiniz kartvizitinizin altın kaplamalı mürekkeple bastırılması gerekiyormuş. Zira altın, Çin'de prestij ve zenginlik sembolüymüş.
Çinlilere bir sunum yapacaksanız, sunumların siyah-beyaz hazırlanması gerekiyormuş. Zira Çin'de renklerin çoğunun olumsuz anlamları varmış. Eğer bir Çinli ile aynı sofrada yemek yiyorsanız, çubuk kullanmanız onlar için önemliymiş. Bu onlara saygı gördüklerini hissettirirmiş. Çinliler pazarlıksız yapılan alışverişin eksik olduğunu düşünürler, bir toplantıda toplantı salonundan önce sizin ayrılmanızı beklerlermiş.
Haberin hepsini dikkatli bir şekilde okuduğunuzda; yahu bu Çinlilerle de ticaret yapmak ne kadar zormuş gibi bir fikre kapılabilirsiniz. Zira ben haberin daha yarısında iyi ki Çinlilerle iş yapan bir firmada çalışmıyorum diye sevinmeye başladım. Gerek birlikte iş yapma fikrine ikna etme süreçleri ve varolan işin yönetimi gerekse süreç sırasında yapılan görüşmelerin hayli yorucu olduğu araştırmanın tamamından rahatlıkla anlaşılabiliyor.
Birçok konuda bu kadar da olmaz dediğim araştırmanın bir cümlesi, Çinlilerin iş yapış şekillerinin ne kadar sağlam temellere dayandığını açıkça sergileyebiliyor. Çinliler "Ticaret yaptığımız için dost değiliz, dost olduğumuz için ticaret yapıyoruz" anlayışı ile hareket ettiklerinden, ortada bir dostluk olduğunda iş yapmanın önemli bir engeli olan güven duygusunun aşılmış olduğuna inanırlarmış. Onlara göre ancak bundan sonra işler sorunsuz yürüyebilirmiş. Ülkelerarası ticaretin genellikle karşılıklı menfaatler üzerine kurulduğunu varsayarsak, Çinlilerdeki bu anlayış onların dünya ekonomisinde gün geçtikçe güçlenmelerinin en önemli sebebi olarak karşımıza çıkabilir mi? Ya da soruyu şu şekilde soralım; bizdeki "Dostluk başka alışveriş başka" anlayışı ile Çinlilerin "dost olduğumuz için ticaret yapıyoruz" kültürü arasındaki farklar nelerdir?
Ticarette dostluk kavramını iş prensibi haline getirip, bunu her iki tarafın menfaatine kullanabilen bir ülkenin kültüründen yansıyan sonuç, bugün Çin'i dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi haline getirmiştir. Çin'de durumda böyleyken, bizim dostluk başka alışveriş başka diyerek hangi fırsatlardan uzak kaldığımızı düşünmemizin tam zamanı. İki ülkeyi bir kenara bırakıp iki arkadaşın bile iş yaparken baz aldığı bu sözün, bizim ticaret hayatımızı olumsuz bir şekilde etkilediği inancıdayım. Her ne kadar ticaretin ilk prensibi dostluk olmasa bile, ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yürümesi dolayısıyla, her iki tarafın memnun kalması dostluk ve güven duyguların her iki tarafça kabul edilmesine bağlı fikrindeyim.
Sonuç olarak, bu kadar hızlı büyüyen bir ekonomi ile birlikte işler yapmak, onların prensiplerini öğrenerek karşılıklı ticareti geliştirmek son derece önemli. Zira bu hızla giderse Çin yakın gelecekte tüm dünyada söz sahibi olacak bir ekonomik güce sahip olacak. Yaygın düşüncenin aksine Çin'i ülkemiz ekonomisi için bir tehdit olarak görmek yerine, işbirliğini daha da arttırarak birlikte birşeyler üretmek ve pazarlamak fikrine yoğunlaşabilirsek pazarı paylaşma şansımız olacak.
Bir taraf dost olduğumuz için ticaret yapıyoruz diyecek, diğer taraf ise dostluk başka alışveriş başka diyecek. İki ayrı görüşten hangi düşünce galip çıkacak çok merak ediyorum. Ama tek bildiğim onların doğru yolda olduğu...
* 16 Nisan 2006 Hürriyet Gazetesi İnsan Kaynakları Eki
Geleceği birlikte paylaşmak dileği ile...
|