Numan AYDINOĞLU

@ktör

Kaplumbağa Terbiyecisi

Hani, size sorsalar, Osman Hamdi Bey Kimdir? Diye. Çoğumuzun ilk aklına gelen cevap: "Ressam, Kaplumbağa Terbiyecisi'ni yapan adam" deriz ve bu bilgeliğimizle de kibirle bakınırız. Bundan bir kaç hafta evvel bana da sorsa idiniz, aynı tavırları sergilerdim gerçekten. Yazılarımı okuyanlar bilirler, bir İstanbul öğrenme turları programlarımız vardı ve bu çerçeve içerisinde İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni gezerken yeniden karşılaştık Osman Hamdi Bey ile. Bu karşılaşma gerçek bir tanışma oldu desem daha doğru olacak. Hakkında ne çok şey bilinmesi gereken bir kişilik olduğu halde hemen hiçbirşey bilmediğimi farkettim. Notlarımı alıp, hakkında araştırma yapmaya karar verdim ve her yeni öğretide kendisine saygım ve sevgim arttı. Hatta, şükran duyguları ile bağlandım.

Geçtiğimiz günlerde Referans Gazetesinde sevgili ağabeyim Cem Mahruki ile yapılan söyleşi vardı ve Cem ağabeyin tespitleri içerisinde bir nokta, beni diğerlerine nazaran daha da etkiledi ve Osman Hamdi Bey'i hatırladım yeniden. Cem Mahruki şöyle diyordu söyleşisinde "Osmanlı döneminde İzmir ve çevresinde yabancılar, bir kaç parça taşı kendi ülkelerine götürmek ister. Hükümdar, 'Memlekette taş mı kalmadı yahu! Bırakınız götürsünler' der".   Bu düşünce, 1884 yılında Asar-ı Atika Nizamnamesi çıkartılana kadar devam ettti. Ancak bu kanun ne işe yaradı diye düşünürseniz, sanırım Osman Hamdi Bey'den sonra pek uygulandığı söylenemez. Kanunun hazırlatıcısı ve yapımcısı olan Osman Hamdi Bey'den sonra günümüze kadar neler olmuş. Tekrar Cem Mahruki ile söyleşiye dönelim. "Turizm eski Bakanı Erkan Mumcu'nun bir soru önergesine verdiği cevaba göre, Türkiye'de, sadece 1993-2003 yılları arasında depo koşulları, depremler ve kaza gibi nedenlerle 352.000 eser envanter kayıtlarından düşüldü. Oysa, bir gecede Bağdat müzesinden yağma edilen eser sayısı 17 ya da 18 bin civarında".

Buradan, her yıl bir Bağdat müzesi kaybımız olduğunun da altını çiziyor Cem Mahruki. Tüm bu okuduklarım beni tekrar osman Hamdi Bey'e götürdü. Emeklerine üzüldüm....

Peki kimdi bu Osman Hamdi Bey? Ressam olmanın ötesinde neler yapmıştı? Evet o bir ressamdı ve çocukluğundan beri kara kalem resimleri ilgi çekiyordu. Paris eğitimi sırasında ve oradan döndükten sonra, resim ve eski eserlere olan ilgisi ve çalışmaları devam etti. Bu çalışmaları nedeni ile 1881 yılında Padişah Abdülhamit'in şahsi emri ile Müze-i Humayun (Osmanlı İmparatorluk Müzesi) müdürlüğüne getirildi ve işte o 11 Eylül 1881, bugünkü Türk müzecilik tarihinin başlangıç tarihi oldu.

Bakınız Osman Hamdi Bey bu dönemde neler yapmış:

  • 1881 İstanbul Arkeoloji müzesinin temelini attı
  • Güzel Sanatlar Akademisini kurdu (Sanayi-i Nefise Mekteb-i Ali)
  • ASAR-I ATİKA nizamnamesini hazırladı
  • Nemrut kazılarını tamamladı
  • Hititlere ait yazılı levhaları buldu
  • 2. Sayda (sidon) kazısı sırasında, İskender'e ait lahit'i buldu

Ve bunların dışında, yüzlerce kazıda bir çok eserlerin Türk müzelerinde sergilenmesini sağladı. Tüm bu çalışmalarından dolayı uluslararası bir üne sahip oldu...

1910 yılında öldüğü zaman, arkasında hiç ölmeyecek eserler bıraktı... 68 yıla sığdırılan bir sürü ölümsüz eserin sahibini saygı ve sevgi ile anarken, bir önemli kişiyi de sizlere tanıtmak istedim.

Bir öneri: Mevsim bahar havalar güzel belki bir hafta sonu müze gezmek isterseniz.

Yolunuz Eskihisar'a düşsün mesela, Osman Hamdi beyin müze haline getirilmiş evini gezin. Ancak, 17 yıl yaşadığı Turgut'taki konağı ise maalesef hala bir harabe gibi...