Gülhan: “Serbestleşmede başarısız olduk”

Abdullah Raşit Gülhan, çeşitli içsel ve dışsal nedenlerle serbestleşme sürecinde bazı gecikmeler yaşandığına işaret ederek, “Bu gecikmelerin sonucunda; Türkiye'de henüz bütün alanlarda serbestleşmenin gerçekleştiğini, lisansların verildiğini söylemek mümkün değil” diye konuştu.

Telekomünikasyon Kurulu eski ikinci başkanı ve Güney Kore Hükümeti telekomünikasyon ve bilişim danışmanı Abdullah Raşit Gülhan, Türkiye'nin serbestleşmede başarısız olduğunun altını çizdi. Gülhan, içsel ve dışsal nedenlerle serbestleşme sürecinde bazı gecikmeler yaşandığına işaret ederek, “Bu gecikmelerin sonucunda Türkiye'de henüz bütün alanlarda serbestleşmenin gerçekleştiğini, lisansların verildiğini söylemek mümkün değil” diye konuştu.

Serbestleşmede; Türk Telekom'un özelleşmemesinin engelleyici faktör olduğunu öne süren Gülhan, “Telekomünikasyon Kurumu'nun yeterince yetkin davranamaması ayrı bir faktör” dedi.

Gülhan, kablo TV işletmeciliği, geniş bant telsiz erişimi gibi alanlarda henüz lisans verilemediğine dikkat çekerek, Telekomünikasyon Kurumu tarafından İSS (İnternet Servis Sağlayıcıları), UMTH (Uzak Mesafe Telefon Hizmetleri) işletmecilerine lisans verildiğini söyledi. Gülhan konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ama baktığımız zaman; bütün bunlara, verilen bu lisanslara rağmen Türkiye'de serbestleşmenin gerçekleştiğini ifade etmekte zorluk çekiyorum. Bunun nedenleri oldukça fazla. Bunun nedenlerine geçmeden şunu söylemek lazım: Serbestleşme bir araç. Bu aracın iyi kullanılması gerekiyor. Niçin iyi kullanılması gerekiyor? Eğer serbestleşme tam olarak gerçekleşirse, ülkemiz gelişir. Dünya ülkeleri arasında rekabetçi bir pozisyon olacağını öngörüyorsunuz. Bunu gerçekleştirmek için serbestleştirmeyi yapıyorsunuz. Biz bu hedefe doğru yürürken, maalesef başarısız olduk.”

Öte yandan, düzenleyici kurumları yeniden ele alan Çerçeve Yasa'yı eleştiren Gülhan, Radyo Televizyon Üst Kurumu'nun (RTÜK) teknik bölümleri ile, Telekomünikasyon Kurumu ve bilişim sektörüyle ilgili düzenlemelerin tek bir çatı altında toplanması gerektiğini vurguladı. Gülhan “Telepati”nin çeşitli konulara ilişkin sorularını şöyle cevaplandırdı:

Telekomünikasyon sektöründe gerçekleştirilen serbestleşmeyi değerlendirir misiniz? Gelinen noktayı Türkiye açısından yeterli görüyor musunuz?

Telekomünikasyon sektöründe serbestleşme faaliyetleri aslında Telekomünikasyon Kurumu'nun kuruluşundan önce başladı. Yani, bunun ilk izlerini 1994 yılında yapılan gelir paylaşımı anlaşmasında görüyoruz. 1998'de lisans verildi. Bu arada İnternet servis sağlayıcıları, Kablo TV işletmecilerinin gelir paylaşımlı hizmetleri de bir şekilde serbestleşmenin ilk hareketleri idi. 2000 yılında kabul edilen Telekomünikasyon Kanunu yani, 4502 Sayılı Kanun ve Telekomünikasyon Kurumu'nun kuruluşu, Türkiye'de telekomünikasyonda tamamen serbest piyasa koşulları oluşmasını ve rekabete açık bir serbestleşme politikası izlenmesini hedefledi. Telekomünikasyon Kurumu, 2001 yılında 4670 Sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle de lisans verme yetkisini Ulaştırma Bakanlığı'ndan devir aldı. Tabi Telekomünikasyon Kurumu her dönemde iş planlarını açıklayarak, neler yapmak istediğini sektöre ifade etti. Serbestleşme sürecini ortaya koydu. İçsel ve dışsal nedenlerle serbestleşme sürecinde bazı gecikmeler yaşandı. Bu gecikmelerin sonucunda Türkiye'de henüz bütün alanlarda serbestleşmenin gerçekleştiğini, lisansların verildiğini söylemek mümkün değil. Kablo TV işletmeciliği, geniş bant telsiz erişimi gibi alanlarda henüz lisans veremedik. Altyapı yetkilendirilmesini yapamadık. Bunları arttırmak mümkün.

Biz hedefe doğru yürürken, maalesef başarısız olduk. UMTH lisanslarında işletmeciler yüzde 1 paya sahipler. İnternet servis sağlayıcıların da sıkıntıları var. ADSL'de sıkıntılar var.
Bu konuda, Türk Telekom'un özelleşmemesi engelleyici faktör. Telekomünikasyon Kurumu'nun yeterince yetkin davranamaması da ayrı bir faktör. Telekomünikasyon Kurumu'nun hem düzenleyici, hem denetleyici fonksiyonlarını daha da geliştirmesi gerekiyor. Ancak Telekomünikasyon Kurumu'nun elini kolunu bağlayan faktörleri de gözönüne almak gerekiyor. Bunlar olduğu sürece bu ülkenin gelişmesi ileri gitmesi söz konusu olamayacak. Bunu da hükümetin, sivil toplum örgütlerinin, sektörün dikkate alması gerekiyor. Biz eğer bu ülkenin gelişmesini, telekomünikasyon sektörünün piyasasının büyümesini arzu ediyorsak, sektördeki bütün oyuncular, bütün şirketler çaba göstermeliler. Telekomünikasyon Kurumu'nun daha özerk, daha bağımsız, daha etkin ve daha yetkin olması için gayret göstermeliler. Ancak, herkes kendi kabuğuna çekilip, hiçbir şeyle ilgilenmezse bunların olması da mümkün değil.

Telekomünikasyon Kurumu'nun yaptığı çalışmalar ve düzenlemeler yeterli mi sizce?

Burada da birtakım önerilerde bulunmak mümkün. İlk defa radikal tekliflerimi burada yapıyorum. Telekomünikasyon Kurumu çalışmaları şu anda 400 küsur personeliyle son derece iyi bir aşamada, personelin hepsi birer kıymet.. Hepsi ayrı derecede gayretli, özverili. Daha da gayretli olabilir mi? Olabilir. Telekomünikasyon Kurumu'nun 7 bölge müdürlüğü var. Bunların denetleme fonksiyonlarının güçlenebilmesi için en az 10 olması gerekiyor. Telekomünikasyon ve bilişim sektörü uluslararası mahiyet arz ediyor. Uluslararası faaliyetlerinin kesintiye uğramadan desteklenmesi gerekiyor. Uluslararası toplantılara tasarruf tedbirleri ve benzeri gerekçelerle personel gönderilmesinin engellenmemesi gerekiyor. Özerk kurumlarda bunun hiçbir kimse tarafından engellenmemesi gerekirken, ülkemizde maalesef bu Ulaştırma Bakanlığı'nın iznine tabi bir hale getirildi. Bunlar yanlış şeyler. Madem bu kurumlar özerk, özerklikleri sonuna kadar savunulmalı. Sektördeki şirketler bilmezler; Telekomünikasyon Kurumu birçok işini yaparken, maalesef Ulaştırma Bakanlığı'na tabidir. Uluslararası faaliyetlerinde tabidir. Görevlendirmelerde tabidir. Yönetmeliklerini yayınlarken tabidir. Yetkilendirmede tabidir. Telekomünikasyon Kurumu böylece etkin ve verimli çalışmaktan uzaklaşıyor. Öte yandan Telekomünikasyon Kurumu, bütün diğer yurtdışı telekomünikasyon kurumları olgusunda olduğu gibi danışmanlık hizmetlerini son derece verimli bir şekilde kullanabilmelidir. Telekomünikasyon Kurumu'nun bugüne kadar yaptığı bütün düzenlemelere bakıldığı zaman, bu düzenlemeler aslında son derece iyi düzenlemeler olduğu rahatlıkla görünmektedir. Avrupa birliği normlarına ve kıstaslarına uygundur. Ancak, uygulamada zorluklar vardır. Uygulamalardaki zorluklar, maalesef yönetimle ilgilidir. Yönetimin bu işe tümüyle sahip çıkması, serbestleşme sürecini dikkate alması gerekir. Yönetimden; siyasi irade, Telekomünikasyon Kurulu, Telekomünikasyon Kurumu'nun üst yönetimi ve Haberleşme Yüksek Kurulu'nu kastediyorum. Bu ülkenin bu konuda etkin olan bütün yönetim mekanizmalarını kastediyorum. Düzenleyici kurumlarda düzenleyici insanların yani kurul üyelerinin sektörel bilgi ve tecrübeye sahip olması gerekir. Yoksa, makro olarak o sektöre bakamazlar. Bunlar çeşitli disiplinlerden gelmelidir. İçlerinde ekonomist, hukukçu, mühendis olmalıdır, ama sektörel bilgi ve tecrübeye de sahip olmalıdır.

Bazı ülkelerde Telekomünikasyon kurumlarına baktığınız zaman; bizdeki Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) teknik bölümlerinin de yapısına sahip olduğunu görürüz. Hatta bazı yerlerde; Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun görevleri de bir ağ ekonomisi olarak kabul edilen bu işlerde (enerji, telekomünikasyon, su); düzenlemeler tek bir çatı altında olmalıdır. Yani Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun teknik bölümleri, Telekomünikasyon Kurumu ve bilişim sektörü ile ilgili düzenlemeler tek bir çatı altında toplanmalıdır. Ülkenin geleceği için en doğru karar budur. Radyo Televizyon Üst Kurulu sadece içeriğe yönelik düzenlemelere bakmalıdır.

Düzenleyici kurumları yeniden düzenleyecek olan Çerçeve Yasa'nın bu ülkeye bir yararı olacağını sanmıyorum. Çerçeve Yasa'nın tekrar ele alınıp, yeni bir yasa düzenlenmesinde fayda görüyorum. Bu Çerçeve Yasa'da temel mahsur; Radyo Televizyon Üst Kurumu'nun bölge müdürlüklerinin kapatılması öngörülmezken, Telekomünikasyon Kurumu'nun bölge müdürlüklerinin kapatılması isteniyor. Telekomünikasyon sektörünün 81 ilde denetleme fonksiyonunun yapılması gerekiyor. Telekomünikasyon Kurumu'nun 10'dan fazla bölge müdürlüğüne ihtiyacı var. Hadi bunu asgaride tutalım 10 olsun. Ama ondan az bölge müdürlüğü Telekomünikasyon Kurumu'nun faaliyetlerini baltalamak anlamına gelir. Ve bu, Telekomünikasyon Kurumu için bir cinayettir.

Çerçeve Yasa'yı hazırlayanlar, telekomünikasyon sektörünün uluslararası mahiyetini dikkate alamadıkları için, telekomünikasyon alanında uluslararası olan bilimin ve işbirliğinin önemini de kavrayamamışlardır. Ve bu, kurumların uluslararası irtibat bürosu açmasını veya dışişleri bakanlığına bağlı olarak bir personel bulundurmasını kabul etmemişlerdir. Suriye ve İran'ın Uluslararası Telekomünikasyon Birliği'nde (ITU) temsilcilikleri var. Türkiye'nin hiç olmadı. Türkiye ITU'nun bir bölümüyle yönetimindedir. Bu çerçeve Yasa, Türk telekomünikasyon sektörüne ve Türkiye'nin geleceğine bu haliyle önemli bir sekte vuracaktır. Bunlar dikkate alınarak yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor.

Telekomünikasyon Kurumu yeni başkanlığı için adınız geçti. Yeniden bu kurumda görev almak ister misiniz? Yeni yönetim kuruma ne gibi katkılar sağlayabilir?

Başkanlık için bir çok arkadaş gibi benim de basında adım geçti. Bugüne kadar herhalde 7-8 kişinin adı geçti. Bu göreve ben talibim demek mümkün değil. Telekomünikasyon Kurumu başkanı Ulaştırma Bakanlığı'nın göstereceği iki aday arasından Bakanlar Kurulu tarafından seçilecek bir aday. Bakanlar Kurulu kararnamesiyle Cumhurbaşkanlığı'na iletiliyor ve kurul başkanı öyle seçiliyor.

Telekomünikasyon sektörünün anlaşılabilmesi için bu sektörün bir temel birikime ve tecrübeye ihtiyacı var. Yoksa sektör düzenlemeleri çok zor oluyor. Bunu yaşamış bir insan olarak söylüyorum.

Yeni yönetimin yeni bir katkısı olacak mıdır? Tabiatıyla olacaktır. Kurul başkanı kuruldaki faaliyetleri düzenler, kurumdaki faaliyetleri düzenler. İkisini birlikte organize eder. Kurulun faaliyetleri, kurulun önüne gelecek çalışma planlarının, konularının hazırlanmasıdır. Burada kurul başkanının, kurum başkasının etkin bir rolü vardır. O yüzden kurum başkanlığı ile kurul üyeliği birbirinden farklıdır. Kurul üyesi olduğunuzda sadece önünüze gelenle yetinirsiniz. Onun hakkında karar verirsiniz. Ama kurum başkanı, o konuların kurul gündemine gelip gelmeyeceğine, onların nasıl hazırlanacağına altındaki personel vasıtasıyla etki eden insandır. Aynı zamanda icranın başıdır. Bundan sonraki düzenlemelerde kurul başkanının önemli etkisi olacaktır. Kurul başkanının telekomünikasyon sektörü tecrübesine ve bilgisine sahip olması gerekir. Serbestleşmeyi anlamış olması gerekir. Vizyon sahibi olması ve dünyayı tanımış olması gerekir. Bunlar bana göre olmazsa olmazdır. Telekomünikasyon Kurulu başkanlığı çok önemli bir görevdir. Vatana hizmette hiçbir zaman geri durmayız. Eğer bizden bir hizmet arzu edilirse; mevcut işlerimizi bırakır devlet hizmetine yine döneriz. Ancak, bu önce Ulaştırma Bakanı'nın sonra da hükümetin takdiridir.

Türk Telekom'un özelleştirilmesini değerlendirir misiniz?

Hükümet kendince bir karar verdi. Bu karar çerçevesinde de ilerliyor. Tabiatıyla Türk Telekom'un özelleştirilmesi teorik olarak serbestleşmeyle bire bir ilgili bir şey değil. Ancak Türkiye'de serbestleşmeyle ilgisi de ortada. Serbestleşmenin çok iyi bir seviyede olması, bir bakıma Türk Telekom'un özelleşmesi ile ilgili. Burada, Türk Telekom'un özelleştirilmesinden sonra yeni alacak şirkete belirli sözler verilip verilmemesi de önemli. Bunların hiç birini ben bilmiyorum.

Telekomünikasyon Kurumu'nun imtiyaz sözleşmesine ilişkin aldığı karar doğru bir karardır. Telekomünikasyon Kurumu dedi ki: Benim mevzuatıma göre, imtiyaz sözleşmeleri belirli bir süreyi kapsar. Yani ila nihayet bir imtiyaz sözleşmesi yok. Kanun diyor ki: İmtiyaz sözleşmeleri şöyle hazırlanır. Bu sözleşmenin sonunda işletmeler, işletilir vaziyette işletmeyi bırakır. Aktif vaziyette devlete iade edilir. Devlet gerekirse süreyi uzatır.

Bunu değiştirmek hükümetin elindedir. Yasal düzenleme ile bunu yapabilir. Bunu bugün değiştirmesine de gerek yoktur. Ama bugün değiştirmesinin bir avantajı vardır. Yatırımcılar tekliflerini verirken fiyatlarını belirlemeleri bakımından bu bilgi çok önemlidir. Eğer hükümet tarafından karar alındıysa, geciktirilmeden o yasal düzenlemenin yapılması gerekir. Teklifler alınmadan bunun her tarafa bildirilmesi faydalı olacaktır.

Türk Telekom'un özelleşmesi zorlu bir süreç. Kolay bir süreç değil. Neredeyse 60 bine varan çalışan kadrosu. Burada, 81 il ve birçok ilçeyi de içine almış organizasyon yapısı ile büyük bir devden ve de karlı bir devden bahsediyoruz. Bu devin satış işlemi de her halde çok kolay olmayacaktır. Ancak, Türk Telekom'un özelleşmesinin ülkeye fayda sağlayacağına inanıyorum. Doğru bir serbestleşme gerçekleşirse, bu serbestleşecek şirket, daha doğrusu Türk Telekom'u alacak şirket veya grup, gerçekten güçlü yatırımlar yapar ve iyi bir işletmeci hüviyetine sahip olursa, ülkeye çok önemli faydası olacaktır. Özelleşme sürecinin önümüzdeki 4-5 yıllık süre içerisinde Türkiye'de çok önemli bir istihdam faaliyetine yol açacağını da düşünüyorum. Türk Telekom'da çalışan mühendis oranı yüzde 5'in altında. Avrupa'da bu oran yüzde 30'lar seviyesinde. Böyle bir işletmenin mühendisleri ve teknisyenleri ile gelişmesi gerekiyor. Bunun, ülkedeki eğitime de önemli katsının olacağını düşünüyorum.

TMSF'deki Telsim'in satışı ve Turkcell'in de yabancı bir şirkete satılmak istenmesi konularında düşünceniz nedir?

Telsim'in, Mehmet Taşaltın'ın yönetiminde önemli badireler atlattığını ve büyük bir gelişme gösterdiğini gözlemliyorum. Hem hizmetleri anlamında hem de genişlemesi ve abonesi anlamında. Telsim'in bana göre çok önemli özellikleri var. Telsim, ülkemizde teknoloji üreten bir şirket. Kendi içinde ailesini de geliştirebilen iyi bir şirket. Bu bugün olmadı, öteden beri böyleydi. Bugün de devam ediyor. Çok güçlü bir alt kadrosu var. Ancak bu süreçte, Telsim'in Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nda (TMSF) fazlaca kalmaması gerekir. Çünkü fonun kendine göre çalışma prensipleri var. Bu da Telsim'i etkiliyor. Bu nedenle bir an önce Telsim satılmalı diyorum.

TeliaSonera 'nın Turkcell'in çoğunluk hissesini almaya yönelik bir girişimi var. Ve bu çoğunluk hissesini 3,1 milyar Dolar'a alma yönünde bir teklifi var. Rus Alfa grubu da, bu fiyattan daha fazla veririm diyor.

Türk Telekom'la Turkcell ve Telsim'i ayrı kefeye koyuyorum. Bunu iki nedenle yapıyorum. Birincisi dünyadaki gelişmeler artık her şey mobile doğru kaydı. Sabit hatta kayıp var. Ancak sabit hat olmaksızın, ana omurga olmaksızın haberleşme olması da oldukça pahalı. Elinizde bir altyapı var, o altyapıyı geliştirip kullanmanız en akıllıca yöntem. ADSL v.s.'de o nedenle hizmete başladı.

İkinci neden de; hem Telsim hem Turkcell, Türkiye'nin önemli bir strateji omurgası durumunda olmalarıdır. Turkcell'in Kazazistan'dan, Moldova'ya ve Ukrayna'ya kadar yatırımları var. Turkcell, Moldova, Gürcistan, Ermenistan üçgenindeki hareketlerini sürdürürken, bunu bir stratejiye dayanarak yapmaktadır.

Türk Telekom'un bugün Türkiye'de yaptığı telekomünikasyon işi stratejik değildir. Türk Telekom'un yurtdışı ile bir taşıyıcılık anlaşması olsaydı bu stratejik olurdu.

Ülkeler bu tür şirketlerini satarken, biraz dikkatli davranmak zorundadırlar. İstanbul Yaklaşımı uygulanabilir, Amerika'da uygulanan bir model gibi şirketlerin borsaya ödemesi bakımından nefes almasına izin verilmesi gerekir. Bunlar uygulanabilir. Öncelikli olan şirketleri ayakta tutabilmektir. Baktınız ki olmuyor, bunun içine Türkiye'den girecek bir Türk şirketini sokabilmek gerekir. Hiç birşey yapılamıyorsa, o zaman yabancıya verin.

Ben serbestleşmeye çok inanıyorum. Ama inancım, Türk insanının geleceği açısından Türk insanına sermaye yaratılmasıdır. Ve Türk insanının sermaye ihraç edebilmesidir. Aynı Telsim, Çukurova Grubu ve Zorlu Grubu'nun yaptığı gibi. O yüzden gelişen sermayelerimizi korumak (her ne olursa olsun demiyorum ama), gözetmek ve ayakta tutabilmek bir şekilde hükümetlerin görevidir diye düşünüyorum. Süreçte ne olacağını bilmiyorum. Kontrol mekanizması el değiştireceğinden dolayı Telekomünikasyon Kurumu ve Rekabet Kurumu bir söz sahibi olacaktır. Onlar ne diyecektir, onlar nasıl bir rol oynayacaktır bilmiyorum.

Güney Kore Hükümeti ile olan ilişkilerinizden söz eder misiniz?

Güney Kore Hükümeti'nin danışmanlığını yapıyorum. Haberleşme ve Bilişim Bakanlığı'nın kurduğu KIPA Ajansı (BT-Bilgi Teknolojileri Sektörünü Geliştirme Ajansı) ile görüşmelerimiz olmuştu. Bazı Doğu Avrupa ve Orta Doğu ülkelerini benim sorumluluğuma vererek, benden bu bölgelerde bilişim ve telekomünikasyon danışmanlığı istediler. Bu bölgelerdeki telekomünikasyon ve bilişim piyasalarını ve düzenlemeleri inceliyorum. Gelişmeleri kaydediyorum. Özellikle e-devlet stratejileri konusunda hükümetten hükümete ilişkilerde bazı görevler üstlenmeye çalışıyorum.

Güney Kore Cumhurbaşkanı 2005 Nisan ayı içerisinde Türkiye'yi ziyaret etti. Heyetin içerisinde KİPA Ajansı'nın başkanı da vardı. Başkan'ın DPT, İhracatı Geliştirme Merkezi, Telekomünikasyon Kurumu, Türk Telekom ve TÜBİTAK'la işbirliği çabaları oldu.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Telekomünikasyon sektöründe önemli olan; sektörün büyüklüğüdür, gelişmesidir. Önemli olan; Türk Telekom'un payından bir şey almaya çalışmak değil, büyüyen telekomünikasyon pazarından pay sahibi olmaktır. Şirketlerin hedefinin bu olması lazım. Ulaştırma Bakanlığı, Telekomünikasyon Kurumu, Türk Telekom ve tüm işletmeciler el birliği ile bu piyasanın, bu pazarın büyümesine gayret etmelidirler. Burada da en etkin rol, Telekomünikasyon Kurumu'na düşmektedir. Sektöründe kendisine sahip çıkması bu anlamda çok önemlidir.

Türkiye'de telekomünikasyon-bilişim sektörünün büyüklüğü, Gayri Safi Milli Hasıla'nın yüzde 10'nundan düşüktür. Bu çok düşük bir pay. Bunun hızla büyümesi lazım. Hükümetin teknoparklara ilişkin aldığı kararla; verilen teşviklerle, organize sanayi bölgelerine verilen teşviklerle ülkemizin çok önemli aşamalar kaydettiğini görüyoruz. Bunlar sektörü büyüten ve ihracat imkanlarımızı geliştiren konular. Türk Telekom yurtdışına mal satamıyor, ama birçok şirketimiz bunu yapabiliyor.