Dünyada 1 milyar kişi mobil telefon kullanıyor,
mobil telefon sahipliği oranı ise yüzde 20,3 düzeyinde bulunuyor.
Türkiye’de ise 24 milyonun üzerinde kişinin mobil telefonu var.
DÜNYADA
1 milyar kişi mobil telefon kullanıyor. Dünyada mobil telefonun en
yoğun kullanıldığı ülke Tayvan. Çin’de ise her ay 5 milyon kişi mobil
telefon alıyor. Mobil telefon pazarı dünyada her yıl yüzde 20 – 25
oranında büyüyor. Tayvan ve sıralamadaki Singapur, İzlanda, Hong Kong
ve İtalya’da neredeyse her yetişkinin bir mobil telefonu var. Mobil
telefon kullanan insan sayısı bakımından Japonya ve ABD’yi geride
bırakan Çin’de 176 milyon kişinin telefonu var. Mobil telefona sahip
olma adedi açısından ilk sırada Asya kıtası yer alıyor. Asya’da 400
milyon civarı insan mobil telefon kullanırken, ikinci sırada yer alan
Batı Avrupa’da ise, bu rakam 300 milyon dolayında. Üçüncü sırada yer
alan Amerika’da ise yaklaşık 150 milyon kişi mobil telefon kullanıyor.
Türkiye’de de 24 milyonun üzerinde kişi mobil telefona sahip. Türkiye’de
krize rağmen 2002 yılının ilk 9 ayında, üretici firmaların resmi distribütörlerinin
rakamlarına bakılacak olursa, tahminen 3,5 milyondan fazla GSM telefonu
satıldı. Bu rakamın yıl sonuna kadar 4 milyonu aşması bekleniyor.
Türkiye toplam rakamının, resmi ithalatçı olup da distribütör vasfı
bulunmayan firmaların ithal ettiği, yurtdışında yaşayan yaklaşık 4
milyon vatandaşımızın “yolcu beraberi” getirdiği ve yasadışı yollardan
giren telefonlarla birlikte, 5 milyonun üzerinde olduğunu rahatlıkla
ifade edebiliriz. Vergilendirilemeyen mobil telefon oranının yüzde
20’nin üzerinde olması, kullanmakta olduğunuz mobil telefonlar üzerindeki
vergi yükünün azaltılmasını engelleyen en önemli etken olduğu söylenebilir.
Resmi ithalatı yapılan mobil telefonların IMEI numaralarıyla takip
edilmesi halinde, ülkeye kaçak telefon girişi ve kullanımı engellenebilir;
böylece toplanan vergi miktarı düşürülmeden, kullanmakta olduğumuz
telefonlar üzerindeki vergi yükünde en az %20 oranında indirim sağlanabilir.
Telefonların IMEI numaralarıyla resmi kontrol altına alınması, sadece
vergi açısından değil teknik ve idari açıdan da çeşitli olanak ve
kolaylıkları birlikte getirecektir. Türkiye’de GSM pazarında vergiler
yüzde 50 oranında arttırılırken, Nisan 1998 tarihinden bu yana uygulanan
KDV yüzde 15’ten yüzde 18’e çıkarılmıştı. Yüzde 25 oranında Özel İletişim
Vergisi getirilirken, ayrıca bir de Özel İşlem Vergisi uygulamaya
konulmuştu.
Mobilin ilk tohumları 20’inci yüzyılda atıldı
Bugün dünyayı avuçlarımızın içine getiren mobil gelişmenin
ilk tohumları 20’inci yüzyılda atıldı. Elektromanyetik dalgaların
telekomünikasyon aracı olarak kullanılabileceği fikrinden yola çıkılarak
atılan adımların en fazla yüz yıllık bir mazisi var. Meyvesini ABD’de
1940’lı yıllarda, Avrupa’da ise 1950’li yıllarda vermeye başlayan
bu gelişmeler sonucu, 1970’lerin sonlarında hücresel analog mobil
telefonlar kullanıldı.
Bu sistemler, birinci kuşak (1G) analog teknolojiyi içeriyordu. 1G’nin
kullanılmaya başlanmasıyla birlikte mobil pazarı yıllık yüzde 30-50
değerinde büyüme hızı ile 1990 yılında 20 milyonluk bir kullanıcı
sayısına ulaştı. Ancak 1G’nin, kullanıcıların zamanla artan ses kalitesi,
kapasite, kapsama alanı gibi ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz
kalması üzerine ikinci nesil (2G) sayısal teknolojiye doğru yol alındı.
Bugün kullandığımız GSM standartlarındaki mobil telefonlar, 2G sayısal
teknolojiyi kullanan sistemlere bir örnek teşkil ediyor. Söz konusu
2G mobil telefonlar, 1991’in ortalarında piyasaya sürüldü.
GSM standartlarının belirlenme çalışmasının birinci aşaması, Avrupa
Telekomünikasyon Standartları Enstitüsü (ETSI) tarafından 1990 yılında
tamamlandı. GSM standartları bundan sonra da, değişen teknolojik ilerleme
ve ihtiyaçlar doğrultusunda 2’inci safha ve 3’üncü safha olarak adlandırılan
evrelerle, 1990’lı yılların ortalarında daha da geliştirildi. Anılan
teknolojiler, 3G’ye doğru giden yolda son basamaklar olarak görülüyor
ve topluca 2,5G teknolojisi olarak kabul ediliyor.
2G, 2,5G ve 3G, analog 1G teknolojisinden tamamen farklı teknolojileri
içeriyor. Ancak, 3G altyapılarının 2G altyapıları ile benzer yanlarının
bulunacağı ve belirli bir geçiş dönemi boyunca 2G ve 3G ile benzer
hizmetlerin sunulabileceği öngörülüyor. Kullanılmaya başlandıkları
ilk bir kaç yıl, 3G şebekelerinin kapsama alanının GSM şebekelerinin
kapsama alanına göre küçük olacağı tahmin ediliyor. Bu nedenle, 3G
hizmetlerinde bir aksamaya meydan verilmemesi bakımından, standart
belirleme çalışmalarında 3G şebekelerinin 2G altyapısını da mümkün
olduğu ölçüde kullanılabilir kılması, bir başka deyişle 2G ve 3G altyapılarının
entegrasyonunun sağlanması göz önünde bulunduruluyor.
3G lisans sayıları ülke başına 3 ile 6 arasında
değişiyor
Almanya, Avusturya, Belçika, Finlandiya, Hollanda, İngiltere,
İspanya, İsveç, İtalya, Norveç, Portekiz ve Japonya 3G lisanslarını
verdiler. Lisans bedelleri hakkında bilgi edinilemeyen Finlandiya
ve Japonya hariç, 3G lisans bedelleri toplam olarak 100 milyar Dolar
civarında. Ülke başına verilen veya verilmesi planlanan lisans sayısı
3 ile 6 arasında değişiyor. Lisans bedelleri de ülkeden ülkeye değişiyor.
Örneğin 6 lisans veren Almanya’da toplam lisans bedeli 45,85 milyar
Dolar iken, yine 6 lisans veren Avusturya’da bu bedel toplam 610 milyon
Dolar. 4 adet lisans vermeyi planlayan Fransa’da toplam bedel 19 milyar
Dolar civarında tahmin edilirken, yine 4 adet lisans vermeyi planlayan
İrlanda’da bu bedelin toplam 140 milyon Dolar olacağı sanılıyor. Avrupa’da
verilen 3G lisansları, kişi başına düşen geliri 150-600 Dolar kadar
arttırırken, AB tarafından hazırlanan bir raporda, 3G teknolojisinin
yeni iş imkanlarının yaratılması konusunda önemli etkilerinin olacağı
vurgulanıyor.
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), 3G teknolojisini kullanan
terminallerin; telefon, bilgisayar, televizyon, çağrı cihazı, video-konferans
merkezi, gazete, günlük, ajanda ve hatta kredi kartı olarak işlev
göreceğini ve günümüzde her yere taşınan cüzdan ya da kimlik gibi
kullanıcının sürekli yanında bulunduracağı vazgeçilmez bir parçası
haline geleceğini belirtiyor.
Mobil abone sayısı hızla artıyor
Bugün mobil telekomünikasyon sektörü, dünyada en hızlı
büyüyen sektörlerden biri olma özelliğini taşıyor. Günümüzde, tüm
dünyada yaklaşık 1 milyar mobil telekomünikasyon abonesinin bulunduğu
ve bu rakamın 2002 sonunda 1 milyarı aşacağı ve önümüzdeki beş yılın
sonunda 2 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor.
ABD’de mobil telekomünikasyondan yararlanma oranının yüzde 30’u aştığı
belirtiliyor. Bu alandaki işletmeciler 150 bin kadar personel çalıştırıyor
ve ülkelerine 44 milyar Dolar’ın üzerinde bir gelir kazandırıyorlar.
ABD’de mobil telefon ya da el bilgisayarı ile Internet’e girenlerin
sayısı 10 milyonu geçmiş durumda. Bu kişiler Internet’e kablosuz olarak
bağlanarak sanal alemde geziniyor, elektronik postalarını kontrol
ediyor ya da son haberleri alıyorlar.
UMTS Forum tarafından Analysys ve Intercai firmalarına UMTS pazarı
konusunda bir tahmin çalışması yaptırılırken, bu çalışmada, Avrupa’da
mobil telekomünikasyon nüfusunun 2010 yılına kadar yüzde 50 değerine
ulaşacağının öngörüldüğü, Batı Avrupa mobil pazarında 2005 sonunda
300 milyonu aşkın kullanıcıya ulaşılacağı belirtiliyor. Raporda; Avrupa’da
mobil çoğul ortam kullanıcı sayısının ise, 2005 yılı itibariyle 35
milyona ulaşacağı ve bunun yaklaşık 40 milyar Euro değerinde (hizmetler
ve cihazlar ile birlikte) yıllık gelir getireceği ifade ediliyor.
Avrupa’da mobil pazarının doyum noktasına ise 2017 yılında ulaşılacağı
tahmin ediliyor. Avrupa Birliği tarafından çok yakın bir tarihte hazırlanan
bir rapora göre de, Avrupa Birliği telekomünikasyon hizmetleri pazarı
günümüzde 200 milyar Euro’yu aşkın değerde ve yıllık yüzde 12,5’luk
bir büyüme gösteriyor.
Avrupa’da mobil abone yoğunluğunun, kişisel bilgisayar (PC) kullanıcı
yoğunluğuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiş durumda. Bu nedenle,
3G hizmetlerinin sunulmaya başlanmasıyla birlikte mobil telefonların,
Internet erişimi ve e-ticaret için tercih edilen cihazlar olacağı
öngörülüyor. ABD’de ise, bilgisayar kullanıcı yoğunluğu ve Internet
kullanımının, mobil telefon kullanımına göre oldukça yüksek olduğu
göz önünde bulundurulduğunda, Internet’e mobil telefonlar vasıtasıyla
erişimin sağlanmasının insanları mobil telefon satın almaya yönlendireceği
tahmin ediliyor.
Başka bir deyişle, 3G teknolojisinin kullanılmaya başlanması ile mobil
iletişim cihazı kullanımının PC kullanımına göre daha yaygın olduğu
Avrupa’da insanların Internet erişimlerini de büyük ölçüde mobil telefonlar
vasıtasıyla yapma eğilimlerinin olması beklenirken, Internet erişiminin
mobil telefon kullanıcı sayısına göre daha yaygın olduğu ABD’de ise,
Internet erişiminin gerçekleştirilebildiği mobil telefonların kullanımının
artacağı belirtiliyor. Yani hem ABD’de hem de Avrupa’da, sunulacak
hizmetlerin ücreti, kalitesi, kullanım kolaylığı ve güvenilirlik gibi
özelliklerin kullanıcılar açısından olumsuz yönde gelişmemesi durumunda,
mobil iletişim cihazı kullanıcı sayısının kolaylıkla artabileceği
ifade ediliyor.
Avuçiçi cihazlar fiyatları nedeniyle ilgi görmüyor
Yeni nesil mobil telefonlar ve avuçiçi cihazlar, kablosuz
veri iletişimini mümkün kılmalarına rağmen, yüksek fiyatları nedeniyle
tüketicilerden ilgi görmüyor.
Avuçiçi cihazların satışı dünya genelinde beklenin altında gerçekleşiyor.
Mobil telefon satışları düşüyor ve kablosuz iletişim rüzgarı yavaşlamış
görünüyor. Ancak avuçiçi cihazlar ve mobil telefon üreticileri, tüketicileri
ellerindeki eski telefonlarını ve cihazlarını tek bir araçta birleştirmek
için ikna etmeye çalışıyorlar.
ABD’deki kablosuz iletişim firmaları, bu araçların veri servisleri
için talep doğuracağına ve geçen sene kaybettikleri paraları geri
kazanacaklarına inanıyorlar. Sektördeki pek çok oyuncu, işlerini genişletmek
için bu cihazların yaygınlaşmasına ümit bağlamış durumda. Kablosuz
akıllı yeni nesil cihazların ilk örnekleri pazara hızla yayılırken,
bu ürünleri satın alacak kullanıcılar, birkaç teknoloji tutkunu dışında,
ortalıkta görünmüyor.
Rekabet artıyor
Mobil telefonların, el bilgisayarlarının ve avuçiçi iletişim cihazlarının
gittiği ortak noktada bu ürünleri kıyasıya bir rekabet bekliyor. Büyüklük,
fonksiyonellik ve uygun fiyat sağlama konularında rekabete giren firmalar,
kar marjlarında ciddi düşüşler yaşıyorlar. Avuçiçi cihaz satışları
2002’nin ilk yarısında yüzde 12,1 oranında düşerken, mobil telefon
satışında dünya lideri Nokia da telefon satışlarında düşme beklediğini
açıkladı. Fiyat baskısıyla kar oranları düşen el bilgisayarı ve mobil
telefon üreticileri, katma değer yaratacak yeni ürünlerle markalarını
fiyat dışında özelliklerle cazip hale getirmeye çalışıyorlar.
Mobil telefon operatörleri yeni nesil ağların yatırımlarının karşılığını
almak ve kar etmek için yeni teknolojilerin yaygın olarak kullanımına
ihtiyaç duyuyorlar. Bu teknolojilerin başında ise kablosuz veri iletişimi
geliyor. El bilgisayarı ve mobil telefon üreticileri, sürekli yolda
olan ve asla hayati bilgilerden ayrı kalmak istemeyen işadamlarının
kalbini kazanabilmek için, büyüklük ve özelliklerin dengeli olarak
dağıldığı, doğru oranlara sahip aracı üretebilmek için savaş veriyorlar.
Her ay milyonlarca mobil telefon ve avuçiçi cihazın satıldığı iletişim
sektöründe üst düzey kablosuz veri iletişiminde kullanılan cihazların
satış rakamı, danışmanlık firması IDC raporlarına göre 2001’de 1 milyon
civarında kaldı. Uzmanlar, rekabetin büyüklüğüne rağmen satışların
küçük olmasının şaşırtıcı olmadığı görüşünde birleşiyorlar. Her şeyden
önce, yeni ürünler oldukça pahalı. Pek çok yeni kavramın ilk nesli
ise, genelde başlangıçta sadece teknoloji meraklıları tarafından ilgi
görüyor. Bu ürünlerin birer ihtiyaç haline gelmesi zaman alıyor. Şu
anda kullanıcılar, piyasadaki cihazların hangisinin doğru araç olduğunu
ve bu araçların hangi ihtiyaçlarına çözüm getireceğini algılamaya
çalışıyorlar. Rekabetten kurtulmak için her üreticinin farklı özellikler
taşıyan modeller üretme çabası, tüketicinin seçim yapmasını daha da
zorlaştırıyor.
Türkiye’de mobil abone sayısı 25 milyona yaklaşıyor
Türkiye’de GSM abonelerinin sayısı, sabit telefon abonelerini
solladı. Telekomünikasyon Kurumu verilerine göre, mobil telefon abonelerinin
sayısı 20 milyonu geçti. Bizim tahminlerimize göre toplam abone sayısı
yıl sonunda 25 milyon civarında olacak. 2000 yılında 10 milyar Dolar’lık
büyüklüğe ulaşan GSM telefonu pazarı, krizin etkisiyle yüzde 30 küçüldü.
Internet abone sayısı 2 milyon 850 bin, kablolu televizyon abone sayısı
ise 908 bin. 2001 yıl sonu rakamları baz alınarak yapılan değerlendirmeye
göre ise, telefon aboneliğinde ivme mobil telefon pazarına doğru yönleniyor.
Kurum rakamlarına göre sabit telefon abone sayısı, çalışmanın yapıldığı
dönemde 18 milyon 881 bin 394 (şu an 20 milyonu geçmiş durumda) olarak
belirlendi. Sabit telefon aboneliğinde 1994 yılına göre 6,5 milyonluk
bir artış olurken, aboneliklerin 14,5 milyonluk bölümünü konut abonelikleri
oluşturdu. Aynı dönemde GSM telefonu abonelerinin sayısı ise, 19 milyon
502 bin 897 olarak belirlendi. 11 milyon 500 bin abonenin ön ödemeli
hatlar kullandığı belirtilen çalışmada, faturalı abone sayısı 7 milyon
998 bin oldu. Ülkemizde bu ay itibariyle tahminen, 17 milyonu ön ödemeli,
toplam 24,5 milyon GSM abonesi mevcut.
Türkiye 1G mobil telekomünikasyon teknolojisi ile 1986’da, 2G teknolojisi
ile ise 1994 yılında tanıştı. 2G teknolojileri alanında, Türkiye’de
Turkcell, Telsim, Aria (İş-Tim) ve Aycell (Türk Telekom) olmak üzere
4 adet GSM işletmecisi mevcut. Bunlardan Turkcell ve Telsim, Türk
Telekom ile yaptıkları gelir paylaşımı sözleşmeleri ile 1994 yılı
itibariyle GSM 900 hizmeti sunmaya başladılar. Mevzuat değişiklikleri
neticesinde söz konusu firmalara lisans verilmesinin mümkün hale gelmesinin
ardından, Ulaştırma Bakanlığı ile Turkcell ve Telsim arasında 27 Nisan
1998 tarihinde imtiyaz sözleşmeleri imzalandı.
GSM 1800 ihalesi Nisan 2000 itibariyle başlatılırken, söz konusu ihalenin
sonuçlanmasının ardından Ulaştırma Bakanlığı ile İş-Tim firması arasında
30 Ekim 2000 tarihinde bir imtiyaz sözleşmesi imzalandı. İş-Tim, 21
Mart 2001 tarihi itibariyle hizmet sunmaya başladı.
Türkiye’nin diğer GSM 1800 işletmecisi Aycell ise söz konusu GSM 1800
lisansına yönelik GSM görev sözleşmesini 11 Ocak 2001 tarihinde imzaladı
ve daha sonraki tarihlerde GSM 1800 hizmetini sunmaya başladı.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlanan 2001-2005 yıllarını
kapsayan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na göre, 2001-2005 döneminde
tüketici taleplerinin mobil telekomünikasyon hizmetlerine kayması
sonucu, bu pazarda yaşanan hızlı gelişimin, teknolojik ilerlemeler
ve maliyette yaşanan düşmelerin de etkisiyle artarak devam edeceği
öngörülürken, başta Internet erişimi ve elektronik ticaret uygulamaları
olmak üzere, telekomünikasyon hizmetinde ağırlıklı olarak mobil şebekelerin
kullanılacağı tahmini yapılıyor.
Türkiye, bir yandan da 3G ve 3G lisanlarının tartışmasını yapıyor
ve bu yeni teknolojiye kendini uydurmaya çalışıyor. Dünyada lisans
sayısının kıt kaynaklara bağlı olarak kısıtlandığını göz önünde tutan,
lisans sayılarının belirlenmesinde ülkelerin 3G uygulamaları için
tahsis ettikleri frekans bandı ile her lisans için öngörülen spektrumun
belirleyici rol oynadığını dikkate alan Türkiye, aynı kriterleri uygulamayı
planlıyor.
Telekomünikasyon Kurumu’nun 3G teknolojisiyle ilgili hazırladığı raporda
ise diğer ülkelerde 3G lisans uygulamalarında dikkati çeken konunun,
yeni katılımcıların yanı sıra, mevcut GSM işletmecilerine de lisans
verilmiş olması veya verilmesinin planlanması olduğu belirtiliyor.
Raporda lisans verilmesinde kapsama alanının da kriter olduğu vurgulanırken,
ülkelerin seçimin adil bir şekilde gerçekleştirilmesi için bazı önlemler
aldığı belirtiliyor ve şöyle devam ediliyor:
“Bu önlemlerden biri, yeni katılımcıların, yasal zorunluluğu olan
işletmecilerin kurmuş oldukları mevcut 2G altyapısından ulusal dolaşım
yolu ile, adil rekabet ortamının sağlanması için gereken belirli bir
süre kadar faydalanmalarının, mevcut 2G işletmecileri açısından zorunlu
hale getirilmesidir. Bu, Avrupa Birliği ülkelerinin pek çoğu tarafından
benimsenen bir yaklaşımdır. Örnek olarak İngiltere’de 2009’a kadar,
İtalya’da ise lisansların verilmesini takip eden 5’inci senenin sonuna
kadar ulusal dolaşım zorunluluğu getirilmiştir. Mevcut GSM işletmecilerinin
3G lisanslarının verilmesinde sahip olacakları avantajların adil olmayan
bir seçim ortamı yaratmaması için alınabilecek önlemlerden biri de,
söz konusu işletmecilerin kendi altyapılarından üçüncü tarafların
yararlanabilmesini taahhüt etmeleri kuralının konulmasıdır. Bu durumda
söz konusu taahhütlerin ne kapsamda verildiği hususu, tekliflerin
karşılaştırılmasında bir değerlendirme kriteri olarak kullanılabilecektir.”
Telekomünikasyon sektörünün son yıllarda kriz yaşadığı, serbestleşme,
artan rekabet ve yeni teknolojilerin telekomünikasyon sektöründeki
şirketlerin karlarını erittiği ve 3G lisans yatırım bilançolarını
olumsuz yönde etkilediğinin dile getirildiği raporda, “Türkiye’de
yakın bir geçmişte yeni bir 2G lisansının verildiği dikkate alındığında
ve telekomünikasyon alanında dünyadaki parasal darlık ile Türk ekonomisindeki
belirsizlikler de göz önünde bulundurulduğunda, içinde bulunduğumuz
dönemde Türkiye’ye fayda sağlayacak lisans bedelini ödemeye talip
olacak yerli ve yabancı firmaların bulunmasında problem yaşanması
söz konusu olabilecektir” deniliyor.