|
|
Sivrisinek
Türkiye’de herhangi bir mecrada yazıyor, konuşuyor yani diliniz döndüğünce kendinizi ifade ediyorsanız, konu sıkıntısı çekmeniz mümkün değil. Hatta, tam tersi, “Ne yazacağım?” diye tereddüde düştüğünüz bile çok olur. Benim gözlemlerime göre bu batı ülkelerinde sık rastlanan bir durum değil. Gündemin nispeten yavaş değiştiği bu ülkelerde, bir konu hakkında günlerce yazabilmeniz veya konuşabilmeniz mümkün. Ülkemizde ise, gündemi kovalamanız gerekiyor. Günlük koşuşturmamız içinde fark edemiyoruz belki ama biz “gündem manyağı” bir ülkeyiz. Daha bir olayı hakkı ile öğrenip tartışmadan, yeni bir olay çıkıyor. Benim gibi yazarlar da “konu kararsızlığı” çekebiliyorlar. Bundan dolayı bu ay, geçtiğimiz Mayıs ayı içinde gündemimizi meşgul eden konulardan bir demet yapmaya karar verdim. Haydi buyurun:
1 Mayıs’ı kutladık!
Bu seneki 1 Mayıs’tan benim aklımda “makul çoğunluk” ve “Kaçmayın ulan. Kaçmayın, gelin, kaçmayın” kaldı. Detaylı ve zorlayıcı kuralları bile esnetmek için bir yol bulabilen ülkem halkının “makul çoğunluk” lafı ile kafasının oldukça karıştığını düşünüyorum. Kaç kişi acaba bu makul çoğunluk? 25 mi, 2.500 mü, yoksa 25.000 mi? “Kaçmayın ulan. Kaçmayın, gelin, kaçmayın” nidası için ise söyleyecek söz bulamıyorum. Bu hep oluyor; her meslek sahibi gibi, meslekleri hakkında detaylı eğitim almalarını ve profesyonel davranmalarını beklediğim Türk Polisi, çok kere sokak kavgasına karışmış herhangi bir vatandaş gibi davranabiliyor. Hatta; tanımlı bir metodoji ile değil, tamamen tepkisel davranarak, karşısındakini “pasifize edilmesi gereken topluluk” yerine “düşman” olarak görüyor gibi geliyor. Bu sene, kasklara numara yazılması uygulaması da başlatılamadı. Kısaca, biz bu “kafa” ile daha çok “Kaçmayın ulan...”lar görürüz diye düşünüyorum.
Kabine’de revizyon yapıldı:
Bence en kayda değer değişiklik, Bülent Arınç’ın başbakan yardımcısı olmasıydı. Hoşgeldin Arınç’lı günler. Gündemimizi meşgul edecek yeni bir kaynak daha var artık... Görüşlerine zerre kadar katılmadığım halde, “söylenmemesi gereken şeyleri söylenmemesi gereken zamanlarda söylemesine” hayranım ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar destekliyorum.
Cem Garipoğlu’nu hala bulamadık:
Suçlu olup olmadığına adalet karar verecek, benim ilgimi çeken hala bulunamamış olması. 10.000’lerce kişiyi dinleyen, en tanınmış ve nüfuslu kişileri sabaha karşı evlerinden toplayabilen, hak arayan vatandaşlara karşı kahramanca mücadele veren birimlerimiz nasıl olur da tek bir kişinin yerini bulamaz ve yakalayamaz, aklım almıyor...
Mardin’de 44 kişi katledildi:
... Ve biz hala nedenini bulamadık. Aşiret çatışması dendi, aşk davası denildi, toprak işi denildi, petrol kavgası denildi. Hala kesin nedeni belli değil. Nedenlerin tümünü belirlemeden detaylı bir analiz yapmak ve bu tür bir katliamın tekrarlanmaması için alınması gereken önlemleri sağlıklı olarak belirlemek de mümkün olmuyor tabi. Allah’a emanet gidiyoruz yani...
Oyuncu Selahattin Yaman Tarcan intihar etti:
... Hem de 20.000 TL için. Bir grup zengin için, yeni arabalarının ilk taksiti olabilecek ancak nüfusun pek çoğunun bir arada görmediği bir miktar. Ne diyelim; Allah rahmet eylesin...
Hadise, Eurovision’da 5. oldu:
Gerçi bu seneki Eurovision, “Komşuvision” gibi oldu. Hadise’nin aldığı skor bence bir başarıdır, hele tüm Avrupa’nın akıl birliği etmiş gibi Norveç’in beyin uyuşturan parçasına oy verdiğini düşünecek olursak... Bence Eurovision kurallarında değişiklik yapılmalı. Ülkeler yalnız kendi parçalarına değil, komşu ülkelerin parçalarına da oy vermemeliler...
Domuz gribi en sonunda bize de uğradı:
Ama endişe etmeyin, bize birşey olmaz. Koyun gribi, dana gribi olsaydı başka, ama domuz gribi Müslüman bir ülkede etkili olamaz... Bana inanmıyorsanız İsviçreli bilim adamlarına sorun...
Metrobüsler, “Arızabüs” oldu:
Türkiye koşullarına uymadığı önceden belirlenmiş olan araçlar trafiğe çıkınca birer birer bozulmaya başladılar. Üstelik bu işin suçlusu da otobüslere “balık istifi gibi binen” halkımız oldu. İstanbul Belediyesi de “sütten çıkmış ak kaşık” statüsüne yükseldi...
Hüsamettin Cindoruk DP Genel Başkanı oldu:
Bununla ilgili en güzel yorumu da yine kendisi yaptı: “Benim kuşağıma ve bana Türkiye ihtiyaç hissetmesin isterdim...” Susuyor ve çekiliyorum...
Türkan Saylan’ı kaybettik:
Yaptıkları kadar, ölümü de öğretici ve faydalı oldu Türkan Saylan’ın. Vatandaşları bölmekte kimin istekli ve hevesli olduğunu bizlere net olarak gösterdi. Nur içinde yatın...
Deniz Feneri davasında çeviri bitti, şimdi de eksik evrak bekleniyor:
Bana Deniz Feneri’ni anlatır mısın dedecim?
Benim gençliğimde başlamıştı bu Deniz Feneri davası sevgili torunum. Tek başına çevirisi iki aydan fazla zaman almıştı. Zahid Akman’ı yerinden etmeye kimsenin gücü yetmemişti... Ta ki Bülent Arınç gelene kadar. Sonra anladık ki, Akman yalnızca başkanlıktan ayrılmayı kabul etmiş, üyelikten vazgeçmeye niyeti yok.
Ve, daha bunun gibi yüzlerce olay oldu Mayıs ayı içinde... Okurken bile insanın başı dönüyor.
Aman kendinize mukayyet olun. Unutmanızı istedikleri şeyleri anımsayın lütfen...
Sağlıcakla kalın.
|
|