Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı
Dr. Zeynel Abidin Erdem'le A'dan Z'ye
Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Zeynel
Abidin Erdem ile Telekom'un özelleştirilmesinden tutun da değerine
kadar, Türkiye'ye yabancı sermaye girişinden tutun da Orta Afrika
pazarına hatta, geçtiğimiz günlerde gazete manşetlerine yansıyan olaylı
TABA kongresinin perde arkasına kadar pekçok konuyu kapsayan bir söyleşi
yaptık.
Dr. ERDEM Türk
Telekom'un özelleştirilmesinin Türkiye için birtakım imkanlar ve faydalar
yaratacağını belirterek geçmişten günümüze geniş bir perspektif ve iki
yaklaşım getirdi:
| "Yabancı sermayenin Türkiye'ye gelişi,
istihdam ve teknoloji aktarımı sağlamanın yanı sıra rekabeti arttıracaktır.
Örneğin; Turkcell ve Telsim'in yanında Aria ve Aycell'in açılmış
olması vatandaş için yeni seçenekler sundu. Rekabetin doğması
doğal olarak hizmetin fiyatını düşürdü. Dünyada gelişmiş medeniyetlerin
iletişim rakamlarına oranla, Türkiye'deki gayrisafi milli gelirin
buradaki dakikaya bölecek olursak, bizim iletişim rakamlarımız
aşağı yukarı beş buçuk misli daha pahalı. Hem fakiriz hem de memlekette
medeniyeti sağlamaya ve işadamlarının hamle yapma arayışını yürütmeye
çalışıyoruz. Bu nasıl olur? Enerjisi, ulaşımı, iletişimi yok;
olanı ise lüks, pahalı ve devamlı da değil. İkinci yaklaşıma göre,
Türk Telekom'un bugüne kadar özelleşmemesinin Türkiye'ye kaybı
40 milyar Dolar. Biliyorsunuz, Türk Telekom'a birçok yabancı şirket
talipti. O dönem Tansu Çiller Hanımefendi başbakandı ve özelleştirme
kararı çıkardı. % 49'unu 20 milyar Dolar'a satmak üzere mutabakata
vardılar. O zaman Türkiye'nin toplam borcu 56 milyar Dolar'dı.
Türkiye'nin borcunun yarısını Telekom'la silebilirdiniz. Tamamı
verilmiş olsaydı 40 milyar Dolar borç hanenizden silinecekti."
|
|
Dr. Zeynel Abidin Erdem'in bu vurgusu Türk Telekom'un
ne değerde olduğunu da açıkça ortaya koyuyordu. Demek ki, zamanında
özelleştirme gerçekleşseydi, bugün Türkiye içinde bulunduğu dış borç
stokunun yarısından kurtulmuş olacaktı.
|
Peki kim alacaktı?
İşte Dr. Erdem'in yanıtı:
"Bütün Avrupalı firmalar ve Amerikan şirketlerinden bir
iki tanesi talipti. Bu firmalar özelleştirme dairesiyle bir
protokol imzaladı. Ancak o zamanki partiler kendi aralarında
anlaşamadılar, sonuçta yargıya gidildi ve protokol iptal edildi.
Bence bu özelleşmenin gecikmesiyle paralel olarak, Türkiye'de
birçok başka gecikmeler de yaşandı. Türkiye'de birtakım politik
sebeplerden dolayı yaşanan gecikmeler yalnız özelleştirme ve
yatırımda değil, yabancı sermayenin gelişinde de devam etmektedir.
Aynı zamanda sağlık ve eğitim yatırımlarında da bu durum söz
konusudur. Üniversite eğitiminin koordinasyonunda ve mezun organizasyonunda
gecikme ve bir karmaşa yaşanmaktadır. Örneğin; şu anda kimya
mühendisi ihtiyacı olmadığı halde üniversitelerin belirli bir
oranı halen kimya mühendisi yetiştiriyor. Bilgisayar mühendisi
yetiştiren üniversiteler tüm dünyada öne çıkmışken, Türkiye'de
ne kadardır? Bunları tartışacak olursak, bu kargaşa sadece politik
çekişmeden ve isabetsizlikten kaynaklanıyor diyebiliriz.
Eğer Türkiye'de ciddi bir iktidar olursa, karışanı fazla olmazsa
ve aydın liderler işbaşında olursa, Türkiye'ye yabancı sermaye
akışı artacaktır."
Türkiye'nin potansiyeli
Söyleşimizin bu kısmında Dr. Erdem sözü Türkiye'nin potansiyeline
getirdi:
|
|
|
|
Erdem
Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Zeynel Abidin Erdem
ile Yazı İşleri Müdürümüz Azmi Koçak görüştü.
|
|
"Türkiye ham bir bölge ve hala istihdam sağlayabilecek
ucuz bir potansiyele sahip. Aynı zamanda üretimini satma alanları açık
olan bir ülke.
Nereye satacaksınız?
Arkanızda 200 milyona yakın nüfusuyla Türki Devletler'in yanı sıra
güneyinizde Irak, Suriye var. Kuveyt bir tarafta, Dubai, Bahreyn bir
tarafta. Ayrıca Türkiye, Orta Afrika'yla, Sudan'la iyi bir ortaklık
başlattı. Binlerce yatırımcı, iş adamı ve üretici o tarafa akmakta
ve oradan da 12 komşu ülkeye dağılmaktalar. Sudan hem iletişim hem
de ulaşım bakımından merkezi bir yer ve insanları da bu işe çok yatkın.
Dolayısıyla Türkiye, Kuzey Afrika ve Arap ülkeleriyle bağlantı kurarak,
Batı'dan gelen yeni yabancı sermaye yatırımlarının bu bölgelerde değerlendirilmesini
sağlayacaktır. Burada Batı ile Doğu arasında bir köprü görevi görecektir.
Aria gibi bir kuruluş Türkiye'ye 4-5 miyar Dolar'a yakın yatırım yaptı.
Bunu para gözüyle değil yatırım gözüyle yaptılar. Bu da doğrudan doğruya
yatırım ve nakit sermaye girdisidir. O halde ben buna para gözüyle
de bakarım. Çünkü hissedar sağlıyorsunuz, malzeme kullanıyorsunuz,
eğitim veriyorsunuz, üretim ve tüketim sağlıyorsunuz. Bunları dünya
piyasasında incelemeye kalktığınız zaman birer bedeldir ve değerdir.
Bunların toplamları yüzdür. Yüzün bölümleri farklıdır, yoksa yüzü
de paradır."
Bu arada Dr. Zeynel Abidin Erdem'in ana branşını
hatırlatmadan geçmeyelim. Dr. Erdem, aslen Yüksek Kimya Mühendisi'dir.
Kim bilir belki de Türkiye'de ihtiyaçtan fazla kimya mühendisi bulunduğu
örneğini o nedenle vermiştir. Sudan'ın Orta Afrika'nın önemli bir
merkezi olduğuna işaret etmesinin de bir sebebi olsa gerek! Dr. Erdem
bu kadar işin gücün arasında Sudan'ın Fahri Başkonsolosluğu görevini
de titizlikle ve başarıyla sürdürüyor. Ve birden merak ettiğimiz bir
soruyu soruyoruz:
"Erdem Grubu Telekom'a
talip mi?"
"Eğer böyle bir fırsat olursa, bu konuda yabancı üç dört firmayla
görüşüyoruz ve bunu her fırsatta duyuruyoruz. Bu firmalarla ortak
olma niyetimiz var. Zaten burada avantajlarımız; öncelikle bilgi birikimimiz,
daha sonra oturmuş ekibimiz ve Türkiye'de itimat edilen ve Genpa olarak
kabul gören bir pazarlama şirketi olmamızdır. Bunlar bizim için de
karşımızdaki şahıslar için de değerdir. Hatırlarsanız, Aria'nın satın
aldığı ve bizim de talip olduğumuz üçüncü operatör bizim hedeflerimiz
içindeydi ve de birçok yabancı kuruluşla ortaktık. Fakat Aria'ya nasip
oldu. İnşallah sonuç alırlar. İnşallah biz de ortaklarımızla iyi sonuç
alırız.
Amerikalı şirketler Türkiye'ye çok ilgi duymaya başladılar. Bu son
bir senede, Amerika Odalar Birliği Başkanı'nın Türkiye'ye ziyareti,
Türkiye Odalar Birliği Başkanı'nın Amerika'daki faaliyetleri, TÜSİAD'ın
ilişkisi, TABA'nın sürekli bilgi akışını sağlaması bu işleri organize
etmekte kolaylık sağlıyor."
TABA'yı (Türk-Amerikan İşadamları Derneği)
duyunca, aklımıza geçtiğimiz günlerde gazete manşetlerine yansıyan
olaylı TABA kongresi geliyor. Hemen soruyoruz ve de Dr. Erdem açık
yüreklilikle sorumuzu yanıtlıyor:
 |
"Kongrede ucuz kahramanlık adına bu
iş yapıldı ve şu an adını açıklamak istemediğim iki üç tane holding,
yalan propagandalarla, başta MHP'den milletvekili olan Tunca Toskay'ın
bu hanımefendiyi desteklediği hususunda çok büyük yayınlar yaptılar.
Hemen akabinde, Turgut Yılmaz'ın arkasında olduğu söylentisini
çıkardılar. Daha sonra Derviş'in onu desteklediği hususunda laflar
çıktı. Fakat sonunda, bu kadar güçlü insanlara rağmen o oyu toparlayamayan,
seçim salonuna bile gelemeyen bir potansiyel çıktı ortaya. Öğreniyoruz
ki, yönetim kurulu kuracak kadar bile insan öğesi olmayan bir
gruplarmış. Bizim yönetim kurulumuz 48 kişidir. Görüldü ki, 48
oy alamayacak durumdaydılar. Biz 407-408 kişi kongreye katılmıştık
ve salonu sonradan terkedenler, kameralardan tespit ettiğimiz
kadarıyla 7-8 kişiydi. Toplasanız 20 oy bile çıkmayacak bir durumdu.
Hukuki bir skandal yarattılar. Bu skandal ile, TABA'yı bugüne
kadar bazı çok alt seviyedeki insanların kurdukları, 30-40 tane
üyesi olan derneklerin düştüğü duruma düşürmeye çalıştılar. Fakat
TABA, Merhum Turgut Özal tarafından kurulmuş, çok değerli genel
başkanları ve üyeleri olan ve de bu tip olaylara basamak olmayacak
kadar yoğun kültüre sahip bir dernektir. Bu dernek sadece İstanbul'da
değil Anadolu'da da beslenen, desteklenen bir dernektir. Ve bu
geçitin verilemeyeceği, ikinci kongrede kimsenin aday çıkaramamasından
belli oldu. Bazı kişi ve şirketler bu derneği kullanarak birtakım
kişisel çıkarlar sağlamak ve ucuz kahramanlık yapmak niyetindeydiler.
Bunu çok iyi biliyoruz. Günü geldiği zaman bizim de onlara karşı
yapacağımız birtakım şeyler olacak. Siyaseten yapacaklarımız olacak.
Bu |
insanlar TABA'ya üye olmadıkları halde büyük paralar
harcayarak; şehir şehir, kapı kapı dolaşarak topu topu yedi sekiz kişiye
ulaşabildiler ve terbiye oldular.
Bunların içerisinde Türk siyasetinde iddialıyım
diyenler var, önemli ihracat kuruluşlarının başında olanlar var ama
gerçekten yanlış söylediğimi düşündüğüm bir kelimeyi doğru söylediğimi
sonradan anladım. TABA, tükürüğü ile bu yanlışı boğar ve boğdu da. Yok
oldular. Asimile olup gittiler. Bizim şimdiye kadar, hiçbir zaman, kendi
içimizden çıkaracağımız bir başkanı, ittifakla çıkarmadığımız olmamıştır.
Hiçbir kongremizde hiçbir olay yaşanmamıştır. Hiçbir üyemiz derneği
ayağa düşürüp mahkemeye gitmemiştir. Burası gerçekten Türkiye yararına
çalışan, insanları birleştiren ve denizaşırı bir ülkeye kavuşturan,
çok tarihi bir dostun yani Amerika Birleşik Devletleri'nin Ticaret Odası'nın
ortağıdır. Böyle güzel bir kuruluşu, hukuki bir dayanak olmaksızın ve
hukuku yanıltarak bir müddet için durdurabildiler.
TABA'nın hemen hemen tamamı, Amerikan iş adamları, Amerika ile iş yapanlar
ve Amerika'da iş yapanlardır. Çoğu Türk'tür. Bizim yönetim kurulumuzun
% 56'sı Amerikalı'dır, Amerikan şirketleridir. Amerikalı'larla çok düzeyli
bir çalışma münasebetimiz var. Gerek sosyal, gerek ekonomik ciddi ilişkilerimiz
var. Diğer Avrupa ve Amerikan kuruluşlarıyla çalışmalarımız var. Türkiye'nin
refah ve mutluluğu için çalışan bir kuruluşuz. Onun için kendi refahı
için çalışana geçitimiz yoktur.
Amacımız; Türk ve Amerikan işadamlarının biraraya getirilmesi, Türkiye'deki
ve Amerika'daki iş hacminin arttırılması, eğitim, sosyal ve ekonomik
alanlarda bu iletişimin ticaret odaları bazında taşınabileceği noktalara
taşınması, yatırım yapılması, kredi sağlanması, özelleştirmeden istifade
ederek ortaklıklar kurulmasıdır.
Şu anda listemizde 900'ün üzerinde üyemiz var. Bunlara vefat etmiş ya
da ayrılmış üyelerimiz de dahildir. Günde ortalama 15 üyelik başvurusu
almaktayız. Biz üyelerimizi seçerek alıyoruz. Üyeliğe giriş aidatını
5000 Dolar'a çıkardık. Genç ve girişimci üyelerden ise 2500 Dolar alıyoruz.
Nasıl ulaşılamayan, erişilemeyen, dünyada başarılar sağlamış bir Clinton'u
Türkiye'ye getiren TABA gördüyseniz, ileride daha başarılı daha güzel,
daha iyi şeyler yapacak bir TABA göreceksiniz."
Sanayi mi? Ticaret mi?
Dr. Erdem'e Yönetim Kurulu Başkanı bulunduğu telekom sektörünün güzide
kuruluşlarından Genpa'yı da içeren Erdem Grubu'nun üretime yönelik
yatırımları olup olmadığını ve bu konudaki yaklaşımlarını sorduk.
İşte Başkan'ın yanıtı:
"Bizim hem Avrupalı hem de Amerikalı ortaklarımız var. Şu anda
üretime yönelik yatırım yapanlar zor durumda. Biz başlangıçta üretime
yönelik bir çalışma başlatmıştık. Fakat biliyorsunuz Türkiye iki tane
çok ciddi kriz atlattı. Bu yatırımı yapanların % 60'ı iflas etti ya
da piyasadan çekildi. Bizim işimiz ithal ikame ticarettir. O ticareti
şimdilik sürdürmeye azimliyiz. Önümüzdeki dönem eğer kredi faizleri
ve Türkiye'deki Dolar artışı dizginlenecek olursa, istikrarlı ve itimat
edilir bir hükümet kurulursa, tabii ki yatırım bizim hedeflerimiz
içerisinde. Nitekim şu anda İzmit'te, bir milyon metrekare üzerinde
kurulmuş, her türlü yatırıma hazır dört tane fabrikamız var. Bunlardan
birinde kalıp yapıyorduk. Bir diğerinde halen sübap üretiyoruz. Birinde
hava soğutucu - klima cihazı imal ediyorduk. Ama bu krizler nedeniyle
devam edemedik."
Acaba Genpa Grubu enerji
konusuna nasıl bakıyordu?
"Enerji konusu, çok büyük holdinglerin ve bizden daha güçlü firmaların
işidir. Şu ana kadar biz o konuya eğildiysek de birşey yapamadık.
Büyük sermaye istiyor. Ciddi ve büyük ortaklar istiyor. Bu konu telekom
gibi değil. Telekom hemen üretime geçen, sizin harcamalarınıza karşılık
veren ve döngüyü rahat sağlayan bir sistemdir. Enerji ise, yatırım
ve dağıtım evrelerinden sonra paraya dönüşen bir olgudur. Geç olduğu
için kuvvetli şirketlerle ortaklık yapmak gerekiyor. Zaten şu anda
enerji konusu bazı firmalar tarafından paylaşılmış durumdadır. Bu
konuda yakın gelecekte yeni projemiz yok.
Türk ve dünya telekom sektörü,
oyuncuları
"Telekom sektöründe dünya ve Türkiye birbirinden farklı değil.
Dünyada telekom fazla şişirildi, fazla üzerine gidildi ve fazla abartıldı.
Piyasalarda hisse senetleri tavan yaptı. Fakat gerçeklerle ve Asya ekonomik
krizinin başlangıcıyla Amerika'ya yansıyan negatif borsa taban potansiyeli,
zaman içerisinde bütün dünyaya yayıldı ve şişirilmiş olan telekom hisse
senetleri, balona toplu iğne batırılmışçasına patladı. Cisco da aynı
akıbete uğradı. Cisco gibi bir firmanın iflas edebileceği ya da 7-8
bin elemanını işten çıkaracağı hayal bile edilemezdi. Firmaların ayağı
şimdi yere değdi. Kaybettikleri irtifayı kazanmak için yeniden havalanma,
hareketlenme ve daha realist bir organizasyona sahip olma çalışmalarına
ağırlık verdiler. Bizde Turkcell güçlü bir firmadır. Çünkü en kuvvetli
ve en fazla abonesi olan firmadır. Konuşma süresi ve geliri yüksek olan
bir firmadır. En fazla dakika üreten firmadır. Turkcell'in hisselerinin
düşüş sebebi, dünyadaki borsaların çalkalanmasından kaynaklanmaktadır.
Turkcell önümüzdeki dönemde çok yükselecek ve değer yargıları yerine
oturduğu zaman asıl yerini bulacak olan en öndeki kuruluşlardan biridir.
Nitekim Türkiye'de de bu kadar zengine, bu kadar büyük yatırım yapan
insanlara rağmen, tek uluslararası ortama açılan, hisse senedi satan
Turkcell'dir. Bunun için Turkcell milli bir kuruluştur ve ben Turkcell'i
Türkiye'nin önemli bir kuruluşu olarak tarif ediyorum. Her Türk vatandaşının
Turkcell'in arkasında durması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Turkcell,
Cumhuriyet tarihi boyunca Wall Street'te hisse senedi satıp Türk bayrağını
dalgalandıran ilk ve tek şirket olma onurunu kazanmıştır. O yüzden ben,
Turkcell'in çok yükseleceğine ve abonelerinden aldığı güç ile çok iyi
bir noktaya geleceğine inanıyorum."
|