Toplum olarak fazla meraklıyız. Aslında birazda zamanın değerini bilmeyen bir toplum olduğumuzu söylemek gerek sanırım.
Meraklıyız derken, sanmayın ki bilim adamlarında olan bir merak türü var toplumumuzda. Keşke öyle olsaydı. O zaman daha araştırmacı ve bilimsel amaçlı öğrenimlerimiz artar ve tercümelerle değil buluşlarla bilimin içinde olurduk.
Meraklıyız…
Mesela, ters istikamette oluşmuş bir kaza sadece kendi istikametinde seyreden araçlar için trafik tıkması gerekirken, karşı istikametten gelenlerin kazayı seyretmeleri nedeni ile iki tarafın da trafiğini tıkar. Mesela, toprağı kazmakta olan bir inşaat makinasını saatlerce seyreden onlarca insanı görebilirsiniz. Mesela, Beyoğlu'nda bir polisiye olay olduğunda, onlarca insan hemen orada toplanıp olayı seyrederken polisin görevini yapmasını engeller. Mesela yolda sağlık sorunu yaşayan bir insanın başına, gene onlarca insan toplanıp vatandaşın ihtiyaç duyduğu yardımı almasında sorun yaratır....Mesela... Mesela...
Mesela “Secret” diye bir kitap çıkar, bir anda herkesin elinde olur. Çünkü birden moda olmuştur ve okumadım demek nedense “ayıp” kaçar ve herkes yüklenir. Peşinden de bu kitap için yapılan yorumlara katılır. Hayatın “SIR” larını anlatır.
Tüm kitap boyunca yazılanların içinde katıldığım tek bir nokta var ki: O da, “İnsanlar size sizin müsaade ettiğiniz şekilde davranırlar” ya da bir başka deyişle, “insanların size verdiği değer, sizin kendinize verdiğiniz değerle orantılıdır”. Bunun dışında kitap, bir “Çekim Yasası” kavramı içerisinde aynı şeyleri tekrar edip duruyor. Oysa hepimizin bildiği bir söz vardır: “Bardağın dolu tarafını görmek”. “Hayata olumlu bakmak.” Bir başka deyişle de, “Elimizdekilerin değerini bilmek”.
Beni kimse ikna edemez: Hiç bir şey yapmadan, gerekli emeği sarfetmeden, posta kutunuza ya da banka hesabınıza para gelmesi. Veya, çok istediğiniz bir şeyin; sadece oturduğunuz yerde, sadece çok istediğiniz için, size ulaşmasının mümkün olabileceğini. Kitap tüm bunları bir ‘Çekim Yasası'na bağlamış ancak en önemli bağlantıyı atlamış. Bir şeyi elde etmek ya da bir şeye ulaşmak için onu çok istemek mutlaka gereklidir ancak, bu çok istemek sizi çalışmaya ve çaba göstermeye motive edecek en önemli unsurdur. Çalışmadan, çaba göstermeden hiçbir şeyin olması mümkün değil.
Eğer kazanmak veya başarmak istiyorsanız, çalışmak zorundasınız. Atalarımızın dediği gibi: “İstemek başarının sadece yarısıdır” .
Dilimize Türkçe kelimeler kazandırmak isteyen meslektaşlarıma da bir notum var:
Tatilde elime geçen bir kitap. “Türklerin Tarihi-Pasifikten Akdeniz'e 2000 yıl/Jean Paul Roux”.
Kitabın 22.ci sayfasında Türkçe'den Fransızca'ya geçmiş kelimeler üzerine örnekler vermiş. Verdiği örnekler içerisinde bir tanesi ilgimi çekti: “KIOSK”. Hani ATM'leri içine koyduğumuz şu cam kulübeler. Türkçe tabiri ile ‘Büfe' dediğimiz gazete bayileri. Bakınız yazar bu konuda ne diyor.
“ Türklerin yaşam biçimi ve Türklere ait eşyalar, günlük yaşamımıza sandığımızdan fazla girmiştir. Ortaçağda Fransa'da yel değirmenlerine turquise denilirdi.
Fransızca'da KIOSQUE adıyla bilinen halka açık müzik ya da gazete bayilerimiz, Türklerin KÖŞK adını verdikleri küçük, gösterişli binalardan devşirmedir.
Benden söylemesi...
Saygılarımla.