"Oy" mu dediniz?
GEÇEN hafta günlük basında çıkan haberlere göre;
bir Türk vatandaşı olarak yabancılara olan borcum, yıllık gelirimden
yaklaşık 800 ABD Doları daha fazlaymış. Dünyada yaşanmakta olan telekom
krizine, bir de ülkemizde yaşadığımız ekonomik olumsuzluklar eklenince,
göstergeler tersine döndü. Büyüme durdu. Yatırımlar durdu. Satışlar
durdu.
Bu arada olumlu şeyler de oluyordu ülkede. Belki Irak yüzünden ama,
ABD büyük destek veriyordu. Turizm gelirleri neredeyse patlamıştı.
İhracatımız rekorlar kırıyordu. AB kapısı da açılmış, içeri girmemizi
bekliyordu. Bize ne lazımdı? Para. Başka ne lazımdı? Yine para. Ama
borç değil. Gelir lazımdı. Niye lazımdı? Tabii ki önce borçlarımızı
ödemek, sonra da gelişmemizi sürdürebilmek ve hak ettiğimize inandığımız
yere gelebilmek için.
Nereden bulacaktık gerekli olan parayı? İhracattan, turizmden. Başka?
Telekom gibi yabancı sermayeyi getiren lokomotif sektörlerden. Daha
başka? ABD'ye milyarlar tutan borçlarımızı sildirerek. Ya da, AB ile
ilişkilerimizin yoğunlaştırılıp; Türkiye'ye uygulanan açık veya gizli
kotaların kaldırılması, AB ülkelerinden gelecek yabancı sermaye yatırımlarının
sağlanması ve ilgili ülkelerle olan dış ticaret açığımızın olumlu
yönde geliştirilmesiyle.
Sanırım, sorunlar ve çözüm arayışları siyasetçilerimize beyin felci
etkisi yapıyor ama, üç buçuk partilik koalisyondan oluşan 57. Hükümet,
belki de Cumhuriyet tarihinin en güçlü hükümeti çıkıyor. Öyle ya;
muhalefet istemiyor, basın istemiyor, hatta Hükümet bile istemiyor.
Ama, düşüremiyorlar. Peki ne yapıyorlar? Devlet sıkıntı içindeyken,
halk bunalmışken, bize sadece ve sadece para ve istikrar gerekirken;
borcumuza borç katmanın, iyi veya kötü olan istikrarın bozulmasının
bir yolunu buluyorlar: Erken seçim!
Hem de seçim günüyle kısıtlanmış bir yaşam sürerek, bir metrelik kağıtların
tahta sandıklara atıldığı, ulaşmayı arzu ettiğimiz medeniyet için
yüz kızartıcı bir şekilde. Seçim istedikleri tarih de, ülkemizin bir
Ortadoğu savaşı içinde olma ihtimaline veya rejim tehlikesiyle ilgili
uyarılara aldırmadan belirlenen bir tarih.
İşi o kadar abartıyorlar ki, AB ile ilgili ve belki de son şansımız
olan çalışmaları durduruyor ve bir kısmının da bana ait olduğuna inandığım,
devletin, güzide holding ve bankaları batırma pahasına zorla bulduğu
borç paraları, seçim için harcama kararı veriyorlar.
Teknolojiye maddi ya da manevi yatırım yapmamışlar, Internet ve diğer
telekom teknolojilerini görmezlikten gelmişler, anlamaya bile çalışmamışlar.
Özelleştirmeye ve teknolojinin Türkçe'mizi bozan etkilerine neredeyse
hiç önem vermemişler. Internet'i "Basın" sanmışlar. Bilişim
ve telekomun sınırlarını bilmedikleri için ilgili konulardaki suçları
tanımlayamamış ve yasaları çıkartamamışlar. Ben medyum filan değilim
ama, belirlenen tarihte seçimlerin yapılması durumunda, olabilecek
en iyimser sonucu söyleyeyim: Üç buçuk merkezci partiden oluşan bir
koalisyon hükümeti. Yani şu anki hükümetin bir benzeri. Bunun dışındaki
sonuçlar, ya imkansız ya da ülkeyi olumsuz etkiler. En iyi sonuç bugünkü
olan ise; bunca para ve zaman neden harcanıyor, niye ayağımıza gelen
fırsatlara sırt çevriliyor.
Ve sonunda çok daha ileri gidip, benden "oyumu" istiyorlar.
Alırlar!